30 Aralık 2009 Çarşamba

Tarık Tufan....Tufan..Tuğyan..




Tarık Tufan bugün 90 lardan günümüze kadar olan dönemin hadiselerinden çok insan hikayelerinin ve bilhassa müslüman camianın altını çizerek bir dönemin okuyuşunu yaptırdı gençliği kendisine dert olan(!)bizlere..Okuyuş diyorum çünkü her şuurlu dinlemenin bir okuma olduğunu düşünenlerdenim.
Popüler kültür eleştirisine çok değinsede Tarık abi, salonun bugüne kadar hınca hınç yalnız onun konferansında dolmasını popüler kültürün" TV :)" faktörüne dayanarak açıklayabiliriz sanırım..Buda işin cilvesi mi derler..yeterki böylesi olsun..
Yaşadığı dönemi ne felsefi ne siyasi yalnızca insani bir dille anlatınca bizden birinin kürsüde oturması ortamı rahatlatmış olucakki sorular bitmek bilmedi.. Sorular iyiydi hoştu ama "benim işim sorularla, cevap düşkünü bi adam değilim" diyen birine soru sorunca neler olur hayal gücünüze bırakıyorum :)
Zihnimizin bir soruyla tuğyana uğrayan yanları bugün sorularına soru katınca' tuğyanın olduğu yerde tufan yakındır' misali parkettiğimiz gemileri arattırdı durdu..
Bazı durumlarda ezber bozsada çok bizden birşeylerden bahis vardı ortada..Hani yarasız dertsiz ve düşünmeyi dert edenlere "buda kafayı bozdu iyice.." diyen bizlerden..
Tarık Tufan yaralara işaret ediyordu sadece, bizden bir yaraya "bu yara kimin" diyordu.. cevabı o verince bir anlamı kalmazdı ki yaranın bizim olduğunu biz bilmedikten sonra..Hani birazda yola çıkın artık diyordu. Yolcu olun ,derdiniz olsun, efkar bassın..
Ama çıkın yola! yolun sonu görünmezse aldırmayın yolda ölseniz ne çıkar yolun sonunda da ölmeyecekmisiniz?..

Modern dünya yolun sonunu ayağımıza getirmeyi vadediyordu ama o daha cazip değilmi Tarık Abi?
Uyuşturucularının etkisi geçtiğinde sonucu alın başınıza çalın..
Evet evet tamda böyle diyordu..
Bize mutluluğun formülünü vermeye gelmemişti belliki ..bu dünyayı kurtarmanında..başarıya giden 1o kuralında (!)
Siz "siz" olun diyordu yalnızca siz olun..


Sahi Biz kimdik?

....Müslümanmı?
.........He şu açık büfeli olanından
..............Ama içki içmeyeninden
...................sitelerin tel örgülerle çevrili evlerinden
........................Cemaatin kolejinde okuyanından
...............................Batı şeria'da bir yetim mi dedin ?
..................................Afrika'da bir aç?
.......................................Fazla kafa karıştırmasan diyorum? dizim başlıyacak...
..................................................
??


NüHa

29 Aralık 2009 Salı

Buhuristan'ım Yenilendi (...)


Buhuristan..

Bugünlerde şehirlerle anılan isimler kulağıma çok hoş gelmeye başladı
Buhari,Taberani... buralarda buhuri olsun istedim..Hani Benim küçük şehrim vs..Esiyor arada :)


Yoğun zamanlarda insanlar hiçbirşeye yetişemeyeceklerini zannetsede en önmeli işler en yoğun zamanlarda oluyor..

Bir işi yapmak için boş vakit aramayı ne kadar beklersem o kadar erteliyor ve nihayetinde işi mutlaka yarım bırakıyorum :)

O yoğun zamanlardan geçtiğim şu günlerde blogla ilgilenmeyi hangi araya sıkıştırdımsa değişikliğe buldum zamanı şükür..

Gönülle birlikte göze de hitabetsin istedim
olmuşmudur? takdir okuyanların..

(biz kaç kişiyiz?? sormuyorum )

:))
Gönlümle..
NüHa
(Buhuri)

24 Aralık 2009 Perşembe

Burası Dünya!



Saçları yolunarak taranan kız çocukları gibi
Canımız acırken gık'ımız çıkmayacak
"İçime dünya kaçtı Anne! "
Bir bardak su iç geçer.. bir bardak daha
sıvazlıyacaklar sırtımızı
Boğulmak üzere sesimiz kesilicek
"Dünya! elma dersem çık armut dersem çıkma.".
Zehri kanımıza karışacak birazdan
unutulacak gözlerimizin kaçmış feri
Kalbimize dolan zehir
pompalanacak damarlarımıza..
Ağlatacaklar sonra anasını kız çocuklarının
Yakacaklar ağaçların elma yapan dallarını
Bu! diyecekler
bu dünya bu da armutların

Besmelesiz ye sol elle tut
Düşünme sus ve unut..
Elleri armut toplayan çocuklar
gençler ve analar..
Uyutacaklar herbirimizi
Sürülere ninni söylecek izmci amcalarımız
Yutturacaklar insalığa
eşekliğin dayanılmaz saadetini

Lütuf bileceğiz
cehaletin karşı konulmaz hafifliğini
..
NüHa

22 Aralık 2009 Salı

KafKa


*Düzyazılarınız insanı duygulandıracak kadar körpe.Olay ve nesnelerin kendilerinden çok,onların sizdeki izlenimlerinin sözünü ediyorsunuz.Bu da lirizmdir.Analayıp kavramak yerine tutup okşuyorsunuz dünyayayı.
....
*Kafadan kaleme giden yol,kafadan dile giden yoldan çok daha uzun ve çetindir,Kimi şeyler yitip gider bu arada.
.....

*Bu şiirleri anlayamıyorum doğrusu.Öylesine gürültülü,öylesine sözcük kalabalığı içeren şeyler ki,insan kendi kendisinden kopup üzerine eğilemiyor bir türlü.Şiirlerdeki sözcükler birer köprü değil,yüksek ve aşılamaz duvarlar oluşturuyor.Biçim sürekli ayağına dolaşıyor insanın,içeriğin yanına bir türlü yaklaşılamıyor.Sözcükler bir yoğunluk kazanıp dil dediğimiz şeye dönüşemiyor asla.Bir yaygara o kadar...
....

*Bu arayış,insanlık dışı bir yola çıkıyor.Bu edebiyat,sınırlara saldırmaktan başka birşey değil

*Sanat sanatçı için bir derttir,yeni bir derde tutulmak için bu dertten kurtarmaya bakar kendini.Sanatçı bir dev değildir,varlığının kafesine kapatılmış az ya da çok renkli bir kuştur sadece..

....

*Genç sanatçıların dili açığa vurduğundan daha çok şeyi kendisine saklıyor..
....

*İnsanların diğer insanların eylemlerini yargılamaları hem gerçek hem boştur,yani önce gerçek sonra boştur...
....
*Görüp yaşadığım kadarıyla,gerek okulda gerek evimizde kendine özgülük yok edilmeye çalışılıyordu..
....
*Yazıya geçen yaşantının yalnızca posasıdır
...
Franz Kafka
Tablo:kandinsky

Gölgeler..


Yalnızlıklar çöküyor üstüme
karanlığın siyahı alabildiğine boğduğu gecelerde
Kalemlerin mürekkebine karışan katran
Silgisi tövbe olan gölgeler çiziyor yüzüme

Yarım şiirler yazıyorum
Açarken kırılmış kalem uçları gibi
Tozlu, tükenmiş,müphem duruyor üstüme
doğduğu gecelerde tamamlamak üzere
şiirler ısmarlıyorum güneşe...

Yakışmıyor bu gölgeler!
yakışmıyor
yüzümüze
..
NüHa

17 Aralık 2009 Perşembe

Yanmadan Sevenlere..Tanımadan Bildim diyenlere..


17 Aralık 1273
Şeb-i Arus


Şeb-i arus deyince anlaşılmıştır Hz.Mevlana'dan bahis açılacağı..
Bugün Hz.Mevlana Celaleddin'in ölüm yıldönümü bu günden itibaren gösteriler törenler düzenlenir yine her yıl olduğu gibi..


Bazı günlerde hatırlanmak ne kadar güzelse böyle günleri özelleştirip kutlamakta o kadar güzel(!) gelmiştir bana..Bu kadar ilgi uyandıran kimselerin "hatırlanmaya değer olduğun sadece bir gündür" der gibi yalnızca bazı ve bazen hatırlanmasını bir türlü sevememişimdir..

Hz.Mevlana dünyaca tanınıyor şüphesiz.. 2007 Mevlana yılı ilan edilmişti unesco tarafından.

Mühim olan tanımaksa diyecek sözüm yok ama mühim olan anlamaksa buna söz yetmez.


Hz.Mevlana'yı "AŞK" romanıyla tanıyanlardan tutunda "Gel ne olursan ol yine gel.." sözünü Hz.Mevlana'ya atfedip, ne zaman Mevlana'dan bahis açılsa diline pelesenk edenlerin, sevgilerinde ve ilgilerinde samimi iseler hiç değilse bu günlerde Mevlana'yı daha çok anlamak için çaba göstermelerini isterim..

İslam'dan Kur'andan ve Peygamber'den uzak bir Mevlana tasavvuru
İnançer üstad'ın dediği gibi bütünden koparılmış parçadır.
Parçayı bütün zannettikçe yanılmaya ve anlamamaya devam edeceğiz..


Mevlana dervişlerden bir derviştir onun anlaşılması davasının anlaşılmasıdır ve dolayısıyla İslam'ın anlaşılmasıdır..Ne hikmetse bütün bunlar bir kenara konup Mevlana'yı Şems-i Tebrizi ile bağdaştırıp hayatını Şems eksenli yaşadığı ve sürekli anlamlı ,etkili sözler söyleyen biri olarak tanıdıktan sonra "Mevlana'yı anlıyoruz Canıııııım gel ne olursan ol gel diyen Mevlana gibi olalım" naralarıyla Mevlana'yı sevdiğimiz ve tanıdığımızla övünmek ne boş çabadır..


Mevlana İslam'a hizmet etmiş dünyadaki birçok alimden dervişten biridir..Onun popüler kültüre alet edilmesi siyasileştirilmesi ve 'sevgi menbaı bir insan işte' cümlelerine indirgenmesine Müminler razı olmamalıdır ve Mevlana'yı doğru anlayıp anlatıcak birilerine ihtiyaç vardır..


Tasavvufa gönül vermiş ve Mevlana'yı anlatabilmek derdinde olan Ömer Tuğrul İnançer gibi üstadların sayılarının artmasını dilerim..


Nasıl ki yüzmeyi kitaplardan öğrenemiyorsak
Aşk'ı da kitaplardan öğrenemeyeceğimiz gibi
"Hamdım,piştim,yandım" diye gönlünü aşkla kavuran Mevlana'yı gönülle anlayabiliriz..


"Aşk davaya benzer cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.. "sözünü bloguma hediye eden Şeyma'ma :) bu günün hatırlatmasını yaptığı ve bu sözlerin dilimden dökülmesine vesile olduğu için teşekkürü bir borç bilirim :) (çok resmi oldu idare et çiçeğim:)

AŞK'ın son demi olan ALLah Aşk'ıyla yanman(mız) duası ile...

Bu dizelerde benim Mevlana'dan seçtiklerim olsun;

Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dün de beraber gitti cancağızım,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım

HZ.Mevlana


NüHa

16 Aralık 2009 Çarşamba

El İntifada Müstemirra...




HAMAS

Ümmetin şanlı evlatları islamın ilk kıblesini korumak ve müstekbirlere karşı kutlu davalarını savunmak için kurdukları direniş örgütünün 22. yılını kutlamakta..

Mücahidlere selamlarımızı ulaştırmak için İngiltereden gelen konvoya
Türkiye'den katılıcak olan yardım konvoyları Taksim'den uğurlanıcak bu akşam Biiznillah..

Orada olamasakta dualarımızı ve selamlarımızı katıyoruz yanlarına
Allah Sabırlarını ve İmanlarını artırsın mücahidlerimizin

Bu kutlu direnişe öncülük eden
Şeyh Ahmet Yasin ve Şehitlerimiz başta olmak üzere
Filistin'li kardeşlerimize
selamlarımızı ve dualarımızı ulaştırsın Rabbim..

El-İntifada!
El-İntifada!

15 Aralık 2009 Salı

Franz Kafka



"Hep anlatılmaz birşeyi anlatmaya,açıklanamaz birşeyi açıklamaya çalışıyorum ben.."

"Herşeye rağmen,ne pahasına olursa olsun yazacağım.Bu benim hayatta kalma savaşımdır.."


Franz Kafka

12 Aralık 2009 Cumartesi

Dengeler Adına...



Yaşasın Konfederasyon
Yaşasın kamçılar ve köleler
çünkü siyahları sevsem de
LINCOLN'in bir yalancı olduğunu biliyorum
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler, Marlyn Monreo, Bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada, şehremini'de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak
kimim ben nereden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
Mossad besliyor kafka'yı
ZEN'i Amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup
ortadoğu'yu ateşe vermek istiyorlar
ikilem,
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü
üçüncü dünyanın beyinleri

"Hiç Akletmez misiniz?"

"Hayır etmeyiz..."

felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi eylemide aldı içine
ve ateşler içinde,Bağdat'ın orta yerinde çırılçıplak kaldık
işte dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz miskin, geveze, entellektüel

dengeler adına vurmadı bizi kim vuramadıysa

dengeler adına şair yaptılar bizi

...

HAKAN ALBAYRAK
Bugünlerde biraz okumaya ve üzerine düşünmeye ihtiyacımız var Hakan Albayrak'ı..
Benim için aktif iyinin rolmodelidir ve pasif iyiliklere kurşun sıkan adamdır..
Ütopyalar görmeyen Allah'ın izniyle gerçekleşebilecek olanların hayalini kuran bu adamı Can Kulağını hatta Yürek kulağını açarak dinlemek gerek..

"..Olabilenlerden olmak" duasıyla..
NüHa

11 Aralık 2009 Cuma

Bizi 'de' Uyarmışlardı !


1. Gök, yarılıp-parçalandığı,
2.Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman;
3. Yer, düzlendiği,
4.İçinde olanları dışa atıp boşaldığı,
5.Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman.
6.Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın..(84/inşikak)
(Sadekallahülazim)
Filmin içersindeki çarpıklıkları eleştirmek yersiz olur,
bunun teyakkuzunda olucaktır her mü'min..Bir Amerikalı'dan daha fazlasını beklemiyorduk
ama..
Bu ve bunun gibi onlarca ayeti hatrımıza tekrar getiriyorsa benim için film amacına ulaşmıştır..
Eline sağlık Roland Emmerich..
NüHa

8 Aralık 2009 Salı

Çığlıklarınıza Kattığınız Çocuklara..



"Vahşet" demişti Ahmet Altan bugün ki yazısında
başka türlü bir ifade düşündüm, başka türlü bir tanım ...

Ancak "vahşet" sözcüğüyle karşılık bulurdu bu yaşatılanlar, ancak insanlıktan çıkmayla eş değer bir kelime karşılık bulurdu 'insanlığı masanın üzerine bırakıp çekip gitmek istediğimiz' bu tabloda..


Dün, insanca yaşaması gerekirken birilerinin "vahşice" emellerinin kuklası olmuş çocuklar tarafından, molotofla saldırılıp yakılan Serap'ın vefat haberi içimizi yaktı..

Tıpkı Ceylan gibi Serap'ın ölümüde yürek yakan sorular sordurdu..
Biz bu toprakların evladıyken üstüne birde kardeşken
Aramızdaki uçurumlar neden?
....
Serap'ın hesabını kimden soracağız öldüren çocuklardanmı? ne çare..
Onlar gibi yüzlerce çocuğu yola dökecek olanlar rahat koltuklarında, 17 santim küçülen hücrelerinde kendi gayri insani çıkarlarının peşindeyken ne boş çaba ..

....

Bu hangi davayı savunmaktır(!)Hangi hakkı aramaktır..
Hangi akl-ı selim Kürt hakkının çocukları öldürerek savunulmasını istiyor?
Görmeyecekmiyiz ..
bu iğrenç oyunlara daha ne kadar alet edip alet olacağız..
...
Nifak! tohumlarının yeşermesini izleyenler
ektiğiniz kan tohumlarıyla boğulacaksınız
.....

Bekleyedurun;
Allah'ın vaadi yakındır hepimize!


NüHa

7 Aralık 2009 Pazartesi

Gece Ve Müzik


Ne zaman otursam gecenin başına
Ne zaman müziğin;
yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri
birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi
çekiliyor herşey kendi karanlığına
parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi
Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik!

Şimdi saat on iki
Şimdi gece ve müzik
..............
anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle
.........

odam yasak kitaplar
suç ortağı şiirler
sevdiğim bir kaç poster
odam bir karaduygu fotoğrafı
o çember zaman içinde
yoktu ki varolmanın başka yolları
yastığımın altında
tutukluk yapmaz silahım
uykumu bekleyen kelimeler

.........

bak duyuyor musun
Deep Purple, Led Zeppelin
Emerson, Lake and Palmer
plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel
bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi
bir duyguya kapılıyor musun
ara sırada olsa buluştuğun birileri var mı
gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında
kapamadan gittiğin arka kapı
bak açık duruyor hala
uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya

.........

Hırsızlığın ürpertili monologu:
Kendime hayatımı anlatıyorum
Daha o zamanlar biliyordum
Yapmaya çalıştığım her şeyin
Kendime hayatımı anlatmak olduğunu

.....

Şimdi radyoyu açsam
Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız
Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar!
...

Murathan Mungan
Şimdi gece ve şimdi karanlık
Bütün radyolarda gençliği takvimlerde yaşayanlar..
Duymak istediğim sesi beklerken uğruyorum (Murat)han'a..
Not:Şiirin sevdiğim bölümlerinden alıntılardır..

4 Aralık 2009 Cuma

Aç Karnına "Neşeli hayat" (!)

İsmine aldanıp gülmekten karnımıza ağrılar giriceğini filan umarak gitmiş olmalıyız ki.. Filmden çıktığımızda biz niye gülmedik ? diye sorgular durumdaydık..
...
Yılmaz Erdoğan..
"Neşeli hayat"
....
Bu ismin altını doldurucağını umarak gittim..
Yılmaz abi oynadığı rolün hakkını söke söke almış yine karakterden.
Filmi anlatmak gibi bir lüzumsuzluk yapmayacağım tabiki,
ama şu başlığa koyduğum ironik cümle çok esaslı duruyor filmde.. (hemde film uğruna aç kalmaya göze alan biz de :) )
....
Çok varoş film izlemeyi sevmeyenler gitmesin, içi acıyan ruhu daralan kuzenim gibi.. :)
Hüzünlü tebessümlere gebe bir film işte...
Vizontele gibi iddialı değil ,
ama onun kadar yalın bir Yılmaz Erdoğan filmi..
Ben sevdim..
sevmediğim bölümlerde"Yılmaz'ın iyi yanlarını almalıyız" dedim :)
Ennihayetinde film Bkm izleyicilerine hiçte yabancı gelmeyecektir...
Son olarak;
İnsanın kafası rahat olmasın be Yılmaz abi
-"Öylemiiiiii" :)
(bundan mütevellit en sevdiğim yılmaz erdoğan repliğidir :) )

Saygıyla;
NüHa

1 Aralık 2009 Salı

İsmi Güzeldir Amma..


Güzelşehir'e de selam verdik bu bayram..




Yunanlıların deyimiyle "Kallipoli(güzelşehir)" Osmanlı dedelerimizin verdiği isimle Gelibolu'ya da yolumuz düştü bayramda..

Ufacık bir sahil kasabası.. hani kartpostallardan fırlamış gibi duruyor karşımızda..


Bir kale, üzerinde sallanan Türk bayrağı
sahilde küçük balıkçı tekneleri..
En işlek caddesinden dahi 3 arabanın 1 dakika arayla geçtiği..
çarşı ismini verdikleri yerin iki caddeden oluştuğu
ufacık tefecik ama tarihiyle birçok şehri alt edecek bir kasaba..

Böyle bakınca ne kadar hoş diyorum anneme karşıdan karşıya geçerken; bu kadar dikkatsiz geçtiğim bir cadde hiç olmamıştı..Arabalar nerde.. :)

Görüntüyü bozansa yatların o heybetli
"benburadayımlı" tavırlarının yanında içkili lokantalar, restaurantlar..

Cami mi? yok değil,
ama yok gibi görünüyor..
Göğe uzanan minareler yok

camiler kıyıda köşede..
cemaati sormaya lüzum mu var? cami sayısı yeterli..

Can sıkıyor tabii..
Babam yine siyasetle bağdaştırıyor bunu siyasilere laf söylüyor,belki haklı ama..
"Bir toplum kendini düzeltmedikçe,Allah o toplumu düzeltecek değildir" ayeti yeterince açık değilmi..


Kim istiyorki düzelmeyi burada ..kaç kişi arzuluyor bunu,
kaç kişinin yosun kokulu camilerin çoğalması için mücadelede verdiklerini soruyorum..İçim soğuyor..


Hidayet diliyorum yurdumun "cehaleti parayla satın alan insanlarına"
...
Hidayet dileyecek insanları görüyorum Gelibolu'da..

Kimlikleri mühim değil
biri dayımın oğlu, biri teyzemin..
ne farkeder
birçoğu aynı model
...

Ben yinede tavsiye ederim;

Yosun kokulu camilerde secde etmeyi..
"Ey rüzgar ne yandan esersen es! her yan bizimdir diyebilmeyi"

Gönlümle..

NüHa

27 Kasım 2009 Cuma

Evdekiler Mahçup Olmasın Diye Kurban Kesen Amcalara İthaf Olunur...

"Kurban,sadece insanın Allah karşısındaki haddini değil,eşya karşısındaki değerini de öğrenmesidir..
Kurban,insanoğluna varlık hiyerarşisinin önemini anlatan sembol bir ibadettir"*



Rabbin o eşsiz rahmet ve merhametiyle insanlığa kredi açtığı günlerden birindeyiz yine elhamdülillah ..

Varlığımızı sırf ona adamak ve adanacakların tümünü ona adayabilmek özgürlüğünü bahşeden Rabbe şükrolsun..

Herşeyi insan için yaratan ve insanı kendine kul olsun, sahte ilahlar edinmesin için yaratan Rabbimiz; insanın eşyaya üstünlüğünü anlaması ve yalnızca kendisine kulluk edilebileceği şuurunu kazanması için bize ve bizden öncekilere Kurban'ı sembolleştirerek emretmesi Rabbül alemin(terbiye edici,öğretici) ismi tecellisine bir kere daha şükretmemizi gerektirmekte..


Öyleya.. ya tersi olsaydı da biz diğerleri gibi ay'ı güneşi,ineği ,ateşi Tanrı edinseydik.. (muhafazallah) Ki onların üzerinde "insana has kılınmıştır" notu düşülmüşken..(hac 36-37)


Bize bu sembol ibadeti kazandıran, insanlığın diriliş mayasını ölen hamura katarak diri bir milletin temelini atan ve ismini
Halilullah olarak yazdırmış Hz.İbrahim'i ve İsmailini (a.s) anmadan kurbanı anlamanın da mümkün olmadığının farkındalığı ile;

Rabbimizden İbrahimi bir iman İsmaili bir itaat ve onların ortak bilinci Takva'yı diliyoruz..


O'na ulaşanın yalnızca Takva olduğunun şuurunda bir bayram geçirmek duasıyla

.....
Measselam

NüHa


*M.İslamoğlu(Kur'ani hayat dergisi)
Resim:picasso
Başlık:Haberlerde izlediğim, Kurbanı et yeme şöleni sanan, amcalardan alıntı bir dize..

Müessesemizin İkramıdır :)))


Kimselere vermediğim, şekerlerim ve çikolatalarımı blogumun nezih okuyucularıyla paylaşıyorum :))

Ve tabiki Nisa'm,Tuba'm bunların üçer adet olmasının hikmeti siz'siniz :)

Mavi benim olsun, yeşili Tubamın, pembeside Nisamın :)
Aradakileride ziyaretçilerimize verelim zaten hepi topu o kadar ziyaretçimiz var :D
......


Daha bitmedi...

Bayramda el öpmeye gelicek şanslı misafir adaylarımıza annemin süprüz ikramları olucak :D (tamamen misafir çekmek için yapılmış oyunlar .Ailede küçük olunca bayramda gelende olmuyor şikayetçiyizde azcık.. :D )

Ama ilk günü geldiniz geldiniz, gelemediniz bu tren kaçıyor :)
Keşan'ın yollarına revan oluyoruz bildiğiniz gibi :(

Onada şükür...

Bayramda gidilicek, eli öpülücek hayır duası alınıcak büyüklerimizi
ve bereketlerini eksik etmesim Rabbim..


Yarın Bayram..
Bayram soframızda yine 'aşiretimizle' olucaz inşallah :))
Buralara pek uğrayamayabilirim
Hazır saat gece yarısını geçmişken :)
Tüm islam aleminin Kurban bayramı mübarek olsun..

Bayramımızı Bayram gibi geçirmeyi dilerken,
Ümmetin bayramı bayram yapamayanlarınıda dualarımıza katalım inşallah
...
Kalbi dualarım ve sevgilerimle :)
NüHa

24 Kasım 2009 Salı

O Mahur Beste ...

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara

Söz:Atilla İlhan

Ahmet Kaya dinliyordum ama müjganlar'ımdan birine tel.de bu şarkıyı dinletene dek 'mahur besteyi' pek dinlemezdim... :) Sevmediğimden değil dinlememi sürekli kılıcak bir anısı olmadığındandır belkide..

O mahur besteleri dinlediğimiz tüm müjganlara ithaf ettim bu sözleri..

NüHa

16 Kasım 2009 Pazartesi

Meçhul Öğrenci Anıtı



Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı,
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
- Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine'dir

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler..

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
Ece AYHAN
Hayatının son anlarını huzurevinin(!)puslu camlarına şahit tutturan üstad'ı anmak istedim bugün..
İşaret ettiklerinin altını çize çize okumalı bazen onun şiirlerini
Bam tellerimize dokunduğunu hissetmeli anlamak için.
O güzel üslübuyla 12 eylül'ün "emeği eline verilen çocukları'na" ithaf ettiği şiirini;
'emeği elinde kalmasın diye içimde büyüttüğüm çocuklara' okumak için işaretledim ..

9 Kasım 2009 Pazartesi

Yansımalar..



Seviyorum bağnaz tabuların dayatmasından kurtulup
meydan okuyacak cesarette oldukları halde naifçe yol alanları..
ve galiba bir parçada bu yüzden seviyorum "yansımalar"ı..

Şenol Filiz ve Birol Yayla klasik müziğin bile kabul edemediği batı enstrumanı olan "gitar'ı tasavvuf müziğinin enstrümanı olan "ney" ile birleştirip enfes bir enstürümantel müzik icra ediyor.Zaman zaman ud ve tanburla da eşlik ediyorlar Ney'e..

Çok eleştiriliyorlar hatta ney hocalarımızdan bir kısmı dinleme yasağı bile getiriyor :)
İlginç değil aslında böyle yadırgamak ve ötekileştirmek bizim adetimiz..

Ney hocamız bize her zaman şöyle derdi;
"Ney bir enstürümandır onu kutsayanları anlamıyorum onunla her türlü beste üflenebilir" ve ardından bize 9-8'lik bir oyun havası dahi üflediği olurdu :)

Üflemenin %90'ı dinlemek %90'ı nefestir denir :) ben ilk emredilen o %90'ı ağır taksimlerin dışında Yansımalarla tamamlıyorum bu aralar..
Tavsiyelerimdendir..
NüHa

Açılım Biraz G(a)rip Oldu Doktor..


Türkiye gündemiyle meşgul olmaya gör :) aklın bir yumağa sarılmış envai çeşit renkler gibi karmaş dolaş olur..
Bu aralar "demokratik açılım-Kürt açılımı-toplumsal barış" adlı içeriği aynı olan mefhumların yıllar yıllar sonra gündeme gelmesi isteyen-istemeyen herkesi heyecanlandırmış kafalara "mı aceba? " sorularını sordurmaya başlamıştı ki.... Önce H1N1 adlı virüsün ülkemize dağ bayır deniz aşarak gelip grip salgınının başlaması, ardından "aşı olursak mı daha çabuk ölürüz olmazsak mı" :))kıvamında tartışmalar sağlıklı olan-olmayan her vatandaşın ana gündem maddesi oldu..Herkesin bu konuda en az doktorlar kadar fikri var (Canım ülkem .. herkesde gündeme göre herşey olabilme potansiyeli var :D ) Ben daha mikrofon uzatılan kimseden;"bilgim yok" cümlesini duymadım ama herkesin"fikrim var" cinsinden yorumlarını dinliyorum her bültende :))

Tam bunlarla uğraşırken bi ara, ordu içindeki çatlak seslerin band kaydı değil gerçek olduğunun duyulması gündemi alıp yine ortaya karışık bir salata hazırladı bu kallâvi sofraya :) (Vatan elden gidiyor,ordu yıpratılıyor pankartlarının da hava almaya ihtiyacı var arada :D )

Bunlar yetmezmiş gibi birde GDO’lu ürünler çıktı başımıza.
Genleriyle oynanmış ürünlerin hükümet tarafından onay verilip ülkeye sokulması bizi bir kaos’tan diğerine kafa yormaya davet etti…

İşbu olunca Hadi gel işin içinden çık Ey vatandaş-ı Türkiye..

Bu karışık gündemle ilgili yorum yapmıyacağım tabi ki.. görsel ve yazınsal medyada nereye göz atsanız her biri hakkında bol yorumlar var her çeşidi :)seç beğen al ama önce safını belli et yeter...
Artık takip etmiyorum- etmek istemiyorum sevdiğim bir kaç yazarın yazılarına bakıp geçiyorum..
Çoğu yorum yapan artık bana "lüzsumsuz konuşuyorlar" dedirtiyor
Çünkü kimse biribirini dinlemiyor kimse birbirinin sözüne değer vermiyor hatta güvenmiyor..çünkü hepsi kendi arkalarına aldıkları güçlerin sözüne inanıyor ve bütün sözler o arkalarındaki güçleri savunmaya yönelik çıkıyor ağızlardan..Çoğunun derdi sorunlara çözüm bulmak yerine "baaak ben demiştim"kabilinden ahmakça kendini ispat etme çabası..

Herkes konuşuyor herkes..

Sözlerine inanmam için önce onların sözün gücüne inanan insanlar olduğunu bilmeliyim..Zira biz bugüne kadar hep gücün sözüyle yönetildik..
Bizdeki güven eksikliğinin temeli de bundan olsa gerek!
Konu neydi açılım mı?
:)
Yarın 10 kasım doktorlar iyileştirecek onu(!)
...
Akleden kalp ile..
NüHa

3 Kasım 2009 Salı

İyiki Doğdun Gördün mü 18 oldun :))


İyiki Doğdun Çiçeklerimin En Masumu..
Hangi ara büyüyüp de 18 oldun bilmiyorum :) daha dün Zehra* kadar küçücük bi miniştin.. :) (Gerçi şimdide büyük bi minişsin benim için :P )
İnsan en sevdiklerini anlatmakta hep zorlanır nedense..
O kadar canımdansın ve değerlimsin ki, sizin gibi kardeşler verdiği için Allah'a bin şükür..
Yüreğinin yükünü azaltsın Rabbim..
Yanağına kondurduğu o gamzeler hep işlevini yerine getirsin :) ve bizi onları görmekten mahrum etme ömrün boyunca..
Hayatını İmanına şahit kılacak bir ömür yaşamanı nasibetsin sana Rabb
Ferasetin ve Sabrın bol olsun..
Seni çok seviyorum çiçeğim..
İyiki Doğdun
Ablan Büş :)
Açıklama: :) Kimdir bu masum çiçek diye merak ederseniz diye bir açıklama yapmak istedim..
Şeyma benim birtanecik amcamın kızı (aslında çok amcakızı varda kendisinden bitane mevcut :) )Bugün doğum günü çiçek'imin birazdan yanına gidicez inşallah.
Gitmeden böyle bir yazıyla Onun 18'ine bloguda şahit tutalım dedim :)
Hediye alamadım şimdilik :( en iyi becerebildiğim şeyi yapıyım bari dedim
Çok güzel dua ederim :)) Onu bugün dualarıma bol bol ortak ediyorum..
*Yıldız koymuştum Zehra'nın yanına.. Zehra Nas'ımızda bizim küçük minişimiz yani Şeymanın kardeşi :)
Gönle Sevgiyi eken Vedud ismine sonsuz şükür..

2 Kasım 2009 Pazartesi

Hz.Fatıma:Can Parçası..

Kur'an'ın Kızı Fatıma..
Vahiy ile doğup Vahyin kesilmesiyle hakka yürüyen Fatıma..
Cahiliyye dönemi yaşamamış tek sahabe olan Fatıma..
Babasının ciğerparesi Fatıma..
Babasının (s.a.v)Benden bir parçam dediği Fatıma..
Babasının annesi(ümmü ebiha) olan Fatıma..
Kasım ayı iç sızlatan aylardandır..
Belki Kasım'ı böyle yapan O'nun ölümünü içinde barındırmasındandır
Çünkü O Alemlere Rahmet olan'ın (s.a.v) Canının Parçasıdır..
Tevafuk ki bu ara okuduğum kitap Hz. Fatıma'yı Anlatan Sibel Eraslan hanımefendinin Can Parçası isimli eseri..
22 Kasım Hz.Fatıma annemizin vefat ettiği tarih
Bu ay sık sık duyabiliriz Hz.Fatımâ'yı anma programlarını
Rabbim sayılarını artırsın
lakin;
Fatıma'yı anmak yetmez O'nu ANLAMAK gerekir
hayatını anlamak,kısacık ömründe şahit olduklarını anlamak..
Bir aya sığdırmak değil,
hayata geçirmek çağa taşımak gerekir Fatıma'yı..
Hz.Fatıma günümüz kadınlarının rol modelidir
O'nu tanımak her mü'minenin boynunun borcudur.
Fatıma okuyan, Fatıma öğrenen, Fatıma öğretendir..
Kur'an'a ve Allah'ın Rasulüne
adanmış bir hayattır onunkisi..
Ne acıdır ki Türkiyede kız çocuklarına konulan isimlerde onun ismi birinci sıradayken hayatı hakkında elimizde ki kaynaklar kıt olmakla beraber onun hayatını anlamak ve anlatmakta hep sessiz kalınmıştır..
Modern Çağın eritip, tüketim aracı gibi gördüğü kadınların
Fatıma'ya ihtiyacı vardır..
Fatıma'yı çağa taşımak için Çağın Fatıması olmaya gayret edenlere selam olsun..
NüHa



Fatıma;Hava
Fatıma;su
Fatıma;hayat verdiği halde,öne çıkmayan,
öne çıkmamaya razı olmuş,sessizliğin sesi
Fatıma..
Sibel Eraslan




Not:Kitabı bana hediye eden Can'ımdan bir can gibi sevdiğim dostum Tubam'a teşekkür ediyorum..Allah O'ndan razı olsun

Hz.Fatıma'yı bir yerden tanımaya başlamak isteyenlere "Can Parçası" nı çok kere tavsiye ediyorum..

Dua ile..



30 Ekim 2009 Cuma

Başlıca İşi Düşünmek Olan..



Kopacaksın adsız ve ruhsuz kalabalıktan... ufuksuz iştahlarıyla yavan ve kendini beğenmiş insanlardan uzaklaş... yalnızlık mana dünyası fatihlerinin ortak kaderi...başkaları ne düşünür aldırma... Tanrı ne düşünüyor ona bak...


Ormanı görmedin... ağacı görmedin... rüzgarın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun...


Çağdaş avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman ediyor. Başka yol yok. Zavallı büyücü çırağı, uyanışın biraz geç olmadı mı?


Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?


Tabular tabular.. Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, "efendim bizde filozof yetişmiyor" diye ah-u vahlar..


İnsanlar deli olmakta çok haklıdırlar... mesela Sokrates günün birinde akıllı olmaya kalktı baldıran zehrini içmeye mecbur bırakıldı...

Cemil MERİÇ
Yoğun gündemlerin altında ezilirken
bugün işaret koydum zaman'a başlıca işi düşünmek olan Üstad Meriç'le..
Ne tuhaftır ki kendisi âmâ olan biri
düşünceye susuz akılların gören gözü olabiliyor.
Üstad'ın ismini nerde ve ne zaman duysam düşünce nimetine şükreder gibi zihnimin kıvılcımları artar..
Üstad'ı Rahmetle anıyor
İnsana akletme yeteneği veren Rabbe şükrediyorum..
NüHa

25 Ekim 2009 Pazar

Endülüs'e Ağlarken..

"Anlıyormusun diye sormuyorum çünkü ağlıyorsun"

Hiçbir ölümün arkasından Endülüs'e döküldüğü kadar gözyaşı dökülmemiştir diyor bir şair..

Çünkü anlayanlar kıymet bilir ve anlayanlar ancak ağlayabilir..

Endülüs'e Ağlamak duası ile..

NüHa

Bir Rüyadır ENDÜLÜS

*


"Endülüs Öyle bir Rüyadır ki Biz Bu Rüyayı Görmek İçin Bin Hakikati Veririz" **





Portakal yerken aklınıza ahlar vahlar çektiren bir tarihin geldiği oldumu hiç..


Veya bir ekmeğin arasına iki zeytin sıkıştırırken..




Benimde olmuyordu daha ENDÜLÜS'Ü tanımazken..


Omuzlarımızda 800 yıllık bir medeniyetin mirasının yükünü hissetmiyorsak,tarihlerin şahit olduğu yiğitlere biz kendimizi şahit tutamıyorsak ve hala Avrupanın tek sahibi olarak batılıları görüyorsak.. omuzlarımızın böyle düşük olmasının sebebini uzaklarda aramaya lüzum yok..

Afrika Fatihi Ukbe Bin Nafi;
Afrikayı fethettiğinde önüne çıkan okyanusa bakıp şöyle diyecektir :

"Ya Rabb önüme şu uçsuz bucaksız derya çıkmasaydı adını daha ötelere taşırdım"
Ukbe'nin kabul olan duasıdır Endülüs..
Çünkü Rabb iki yiğit kardeşinin eliyle deryaları aşıp bugün hayalini bile kuramadığımız avrupanın ortasına taşıyacaktır İslam ordularını..


Biri savaş esirin oğlu olan Musa Bin Nusayr diğeri onun azadlısı Tarık Bin Ziyad
Sizede garip gelmedimi bu iki isim ?
Avrupada katı bir kast sistemi varken kölelerin hiçbir hakkı dahi söz konusu değilken Allah fethi işte bu azadlı iki esirle gerçekleştirmişti.



Böyle bir medeniyetti bizimkisi esirlerden dahi fatihler çıkaran çünkü insan olmak ve islam olmak geçerliydi bizde bir zamanlar..
Ve bu komutanlar fethi gerçekleştirdikten sonra Şam’a halifenin yanına döneceklerdi.
Çünkü; kaygıları işgal etmek,toprak çoğaltmak saltanat kurmak değil FETİH yapmak, İslam ile İnsan arasındaki engelleri kaldırmak idi..

Hicri 91 Miladi 711 Endülüs Fethediliyor

Sebte,Kurtuba,vadi lekke,tuleytula..

Kimse zorlanmıyor İslam'a, kimsenin elinden alınmıyor evi barkı,kimsenin ırzına geçilmiyor,aşağılama yok..kınama yok..
Cami yaptırmak için pazarlığa girişiliyor kimi zaman gayri müslim biriyle ve her iki tarafında razı olduğu şekilde bitiyor pazarlık..Ve onlar yani Hristiyanlar tıpkı bu adalete şahit olanlar gibi "Vallahi yerler ve gökler bu adalet sayesinde ayakta duruyor" diyorlar..

Tam 800 yıl Avrupa'ya medeniyet taşıyoruz..

Bugün dünyada ilk üniversite kabul edilen Oxford 1215 yılında kuruluyor
Endülüs'e açılan üniversitenin tarihi..750 :) gülümsetiyor değilmi..

Yalnızca Kurtuba'da 28 üniversite açtırıyor Ömer İbn-i Abdülaziz..

Başkent Kurtuba'ya dünyanın incisi gözüyle bakılıyor
Dünya diplomasisinin merkezi oluyor..

~~ Portakal demiştik..Evet botanikte ilk defa aşılamayla yeni meyve üretiliyor..Portakal,greyfurd,limon yalnızca birkaçı..

~~ Avrupa zeytinle tanışıyor çünkü imalatı endülüs yapıyor..
~~ Ziraat tarihini ilk endülüslü bir bilgin yazıyor
~~Yine botanik ansiklopedisini Endülüslü bir alim olan İbnül Baytaryazıyor
~~Türkçe'nin en çaplı 3 eserini yazan yine bir Endülüslü
~~Ziryab..Endülüslü bir müzik dahisi 1o bin eseri beste ve güftesiyle icra ediyor ve ud'a 4. teli ekliyor..
Kurtubiler,ibni rüşdler,ibni cebirler.. Endülüs'ün bağrından çıkan daha nice alimler.


Bu yapılanların ise yalnızca Endülüs Devletinin son zamanlarında olması daha şaşırtıcı
ya öncesi diye soruyor insan..
Sonu buysa başı nedir diyor..

Batılı düşünürlerin bugün ortak kanısı "Endülüs olamasaydı batı rönesansı gerçekleştiremezdi"..


Nietzsche diyecektirki: "Hristiyanlığın en büyük cinayeti Endülüs'e son vermesidir"

Tam 800 yıl ayakta kalan bir medeniyetin dağılması yine çapsız,liyakatsız yöneticiler ve kardeş kavgalarının nihai sonucu oluyor..
Arap müslümanlar Afrikalı müslümanları katlediyor fitnetül kübra dedikleri büyük fitne boy gösteriyor..
Sebebimi?
hiç yabancı gelmeyecek size
mezheblerinin ihtilafları ve kendi mezhepli olmak yerine mezhepçi oluşları..

Ve düşman boşluktan yararlanarak endülüs’ün şehirlerini bir bir düşürüyor
Ve Endülüs'ün ikinci başkenti Tuleytula düşüyor



Yalnız tuletulayla birlikte 4 bin cami 600 hamam düşüyor..
ve ardından diğer şehirleri bir bir gidiyor..


Avrupalılar bugün Endülüs'ün izini kazımakla bitiremiyor
Bir zamanlar 32 bin kişiyle namaz kılınan camilerimizde bugün bir rekat namaz kılmanız dahi zor..



Endülüs'ü dinlerken gözlerimiz dolu dolu dinlemiştik..
Ümmetin hayal kurmayı bile unutan gençlerine belkide Endülüs şöyle diyordu: "Başkalarının hayallerinin tükendiği yerde bizim hakikatimiz başlar"...

Hayallerinizi ve umutlarınızı diri tutun diyordu
Tarık bin Ziyad Endülüs'ü fethetmeden Fatih Sultan İstanbul'u almadan hayallerini kurmuşlardı..Bizim hayallerimize ne oldu da bugün yarının hayalini bile kuramaz olduk..

Ve ben kendimle birlikte herkese soruyorum müslümanım deyip özgürlüğe teslim olanların sesinin böyle kısık çıkmasının sebebini..en çok onlar karşısında azametli olmamız gerekirken omurgalarımızın böylesine eğikliğini..

Bugün iki adım ötemizdeki yüreğin fethine dahi elimiz yetmezken insanlık adına İslam adına cilt cilt eserler şöyle dursun hanlar hamamlar şöyle dursun bir çöpü dahi yerinden oynatmak zor geliyorken.. bizde olmayıp da onlarda olan ne idi ki kilometrelerce uzaklara gözlerini dikmişler ve Ya Rabbi senin adını oraya taşımak istiyoruz diye dualarını davaları edinmişlerdi ?

Bize ne oldu da?..




NüHa
* El Hamra Sarayı
**M.İslamoğlu