Yolmu Dayanır.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yolmu Dayanır.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Bir Hira Ayazından..

















Bugüne dek bize imanın sınırlarında beklememizi öğütlemişlerdi de
bir kere olsun "ey iman edenler iman ediniz" ayetini düşünüp sınırı beklenecek bir imanın nasıl olduğuna dair bir soruyu soramamıştık..

"İman ettim mi ?ben müslümanmıyım ?ben iyimiyim?"deme gereği hissetmemiş, "iman aramaktır" diyenleri duymamıştık...Karşımıza geçenler "ey iyiler topluluğu" diye sesleniyordu, biz iyi.. "Ey müslümanlar" diyordu, biz müslüman olduğumuzu sanıyorduk...Ötekiler diye birileri vardı..İman etmeyen,kötü,ahlak yoksunu..bizse bildiklerimizden ve anladıklarımızdan hep emin, hep mutmain ve ötekilerin üzerinden huzuru yakalamış bir din algısı ile,hakikati aramaya dair işaret olucak tüm sorularımızı,buhranlarımızı, bunalımlarımızı kaybetmiş..susmuştuk..

En kötüsü de "emindik" artık şüphe etmeyi haddi aşmak olarak görüyorduk da hz. Ömer'in münafıklar listesini neden merak ettiğini sormuyorduk...
Eminlik zannımız olmuştu bizi içimizden çökerten,emin olmadığımız onca şey üzerine mış gibi yaparken,dışımıza yaptığımız yatırımda bir taşlık canımız kaldığını göremiyorduk...

Şeriati ;"bütün bildiklerimden şüphe edicek kadar imanımı artır" dediğinde biz çoktan iman etmeyi huzurla eşlemiş..Huzur islamdadır'ı hazla yer değiştirmiştik.. İslam diye öğrendiğimiz şeyin tüm argümanlarını başkalarına okumak için kullanıyorduk artık..Ötekiler duysun istiyorduk.. Ötekiler rahatsız olsun..Meydanlardan dönenlerimiz attığı sloganların sadra şifa olmadığını görüyordu da aynı argümanların bizde neden hayat bulmadığını soramıyordu.."Anladığımızı sandığımız gerçekte anladığımızmıydı?" bir kere olsun kibrin bu yapışkan örtüsünü aralayamıyorduk..Acabalarımızı cümlelerimizden atalı hayli olmuştu..



Artık "İslam" bizde heyecanı yitik ve umudumuzu harlamayan bir işlevsizlikti..Eylemlerimizi kaybettirmişti bu çarpık algı biçimi..Ötekileri suçlarken Aklımızı kutsadık ilk..Anladık dedik söylenenin anladığımız olduğuna inanarak..Vahyi bize inzal olmuş gibi okumak iddiasını güdüyorduk ama vahyi başkalarına okumaktan ayetlerle vurmaktan ne büyük haz duymaya başlamıştık..Benliğimiz susuzluktan ölüyordu oysa..

"Ben şahitlik ederim........." dememizi istesede Rabbimiz "ben" ile başlayan bu cümlenin öznesi olduğumuzu çoktan unutmuş..unutturulmuştuk...Öteki üzerinden kendimizi tanımlamayı istiyorduk böylesi daha kolaydı çünkü daha acısız ,daha zahmetsiz, daha mutlu...ötekinin varlığına hapsedilmiş bir benlikte " özgürlüğü" ağzımıza alacak kadar gafil üstelik..

Ötekine vuruyor..Öteki üzerine oynuyor..Ötekini suçluyorduk..
"Ben iyiyim çünkü kalbim iyiliği seviyor" yerine "ben iyiyim çünkü diğerleri kötü" diyecek kadar düşmüştük..
Artık ötekilerin kötülüğü kadar iyi...Ötekilerin isyanı kadar mümindik..


..............



Ve biri, eline maskeleri paramparça eden o taşı aldı bir gün..
Uykumuzun derininden kırılan can kırıklarımızla irkildik.. dökülüyorduk bir bir..
Maskelerin ardına sakladığımız Ben'imiz işaret ediliyordu çünkü..Yüzleşmek istemiyorduk ama çıplak kalıyordu ruhumuz kırılırken vitrinlerimiz..Bu hikaye senin diyordu..Ötekilerin örtülerine bürüdüğümüz ben'imizin üzerine elini uzatıyordu..aynalarla dolu bir oda da yalnız kalıyorduk..Hakikat, söylediğin tüm o sloganlardan daha yalın ve acımasızdır derken yüzleştiğimiz hayatlarımız bizi ilk kez böylesine rahatsız ediyordu..


Şimdi unuttuğu soruları tekrar hatırlayan,yüreğinin altüstlüğünü ilk kez korkmadan itiraf edebilen..Ötekilerinin kelepçelerini çözmeyi isteyen,aynalarının acımasızlığıyla durmadan yüzleşmek isteyen...Yalnızlığı kalabalıkların arasında yüreğine erdem bilen.. bir avuç yolcu..başımızı ellerimizin arasına alıp dönüyorduk evlerimize..

Giderken yolun çoğunu yürüdüğünü sanan biz..yürüdüğümüzü sandığımız yolun başına dönmeyi istiyorduk ilk kez;
Ve bizim hakikatimiz buradan başlıyordu..İlk kez aynaya doğru dönüp "Ben" kimim..? diyorduk..



Biz rahatsızdık ama "hakikat duyduğunda seni rahatsız ediyorsa yürünecek daha çok yolun vardır" demiyormuydu yola erken çıkan.



Artık

Yürünecek

yolda bir 'ben' vardı..



Mayıs/2011/İznik gölü
NüHa

12 Eylül 2010 Pazar

Mericin Azgın Suyu Aramıza Girdi de..

Yan Tiersan eşliğinde yeni sağılmış bol inek sütlü kahvemi yudum yudum hüpletiyorken :)))Günlerin hızına şaşkınlıkla yazıyorum..


Bayram vesilesi ile kaçtığımız iki üç günde fırsat bulursak köyde yaşayan eşi dostu ziyaret ediyoruz...Birçok şeyin(herşeyin diyemiyorum) doğal kaldığı yolların hala patika halinde olduğu, en yüksek sesi ağırdaki ineğin çıkardığı, şiveleri bozulmamış pembe yanaklı çocukları görmek lütfuna erişmemize şükrediyorum..

Şehrin yoğun ve gürültülü havasından bir nebze de olsa sıyrılmak bile ruhumuzu uçtu uçacak kadar hafifletmeye yetiyor.


Ucu bucağı olmayan ovalarda ufka bakmak kadar duru bir içhuzuru kaç yerde bulabiliyoruz ki şehirde..

Doğa müthiş bir aheng ile ilerliyor ve her varlık görevini eksiksiz bir düzende sürdürüyor...Köpekler sürüyü bekliyor,inekler süt vermekten hiç imtina etmiyor :) tarlaya ekilen çeltik yine ürün vermiş hasat zamanını bekliyor, güneş yine herbirini sarartmış,sular akmaktan hiç usanmıyor....


Bu müthiş fabrika nasıl işliyor...


Köyün bu insanı da kendi gibi katıksızlaştıran ve tazeleyen yanını öyle seviyorum ki.Hayallere dalıyorum birbiri ardında dizili köylerden geçerken

Şu odun kıran teyze diyorum bir gününü nasıl geçiriyordur..

Şu çamaşır toplayan genç kadın aceba hangi hayaller ile gelin gelmiştir bu köye..

Bu çocuklar 'büyüyünce' ne olmak istiyor..

Herbirinin hikayesini dinler gibi izliyorum onları..Ama en büyük hayali yine kendi üzerimden kuruyorum.. Ya ben burada yaşasaydım ne yapardım?

hangi evde oturur hangi hayali kurar hangi yemeği sever hangi okula gider ne ile uğraşırdım..?

Şehir hayatına alışmış biri için imkanlar çok kısıtlı buralarda en büyük eksisi ve en mühim olanı bu sanırım.Bu yüzden yılda binlerce insan göçediyor büyük şehirlere,şehirler artık balık istifi yolcu otobüslerinden vahim..İnşallah imkanları en az büyük şehirler kadar geniş kasabalarımız olsun,olsun ki oradaki çocukların hayalleri de büyütülsün..



Hayalende olsa yapamazdım galiba deyip geçsemde,biliyorum ki Rabbimin dengesi nasıl tecelli edecekse o doğrultuda yaşayacaktım..Mühim olan işin serencamı ise; su bile olsa insan zemzem olmaya aday olmalı değilmiydi...

....


Notum ( : Bugün bu kadar sakin bir yazı nasıl yazabildim ben bile hayretler içerisindeyim :)Bugün malumumuz büyük gün diye tabir edebileceğimiz gündemi yoğun bir gün ama nede olsa herkes birşeyler yazacak biraz sükut edelim.

Bugünü de hayra bırakalım :)

Basket takımımıza muvaffak olacağı bir maç dileyelim ki evlatlar kazansın..

Referandumunda oturup nihayetini bekleyelim sonu hayrolsun..


NüHa

(kahve buz gibi olmuş yine.. (: )


Fotoğraflar:Karpuzlu köyü (Yunanistan Hududu,Meriç nehri civarı)/ipsala-Edirne

1 Temmuz 2010 Perşembe

Üç..

Üç Gün

Üç pencere

Üç Muhammed




Bereket Rahmet Mağfiret

.....

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Sevda Dedim..Bilirmisin?...

*


Sevda dedim bilirmisin
göze almak ölümü..**

Umudunu alıp sevdalı gönüllere pay etmek için yollara düşmekti bizimkisi.

İrtibat kurmak, nöbet beklemek ,mevzide geçecek ömürler adına ahd etmekti..
Yangın kulesini terkedemezdik şehri alev alırsa hesabı kime sorulacağının derdini taşıyor yükümüzün altında ezilmemek adına birlikte saf tutmaya gidiyorduk..

Sevda dedim, öyle değil
hiçe saymak bir ömrü..

Herbirimiz aynı sevdaya yürek koymuştuk
kimisi dilinde zikriyle sevdaya destek verirken

kimi safları düzeltti

kimi gözyaşlarıyla suladı gönülleri..
Herkesin sevdasının büyüklüğünce yaptığı işlere şahit tutuyorduk

zamanı, mekanı ve insanı..

Sevda dedim terketmek
ana,baba,kardeşi..

Artık mesafeler yoktu arada
en batısından en doğusuna kardeşlerimizin gözlerinin içine bakmak "davamız ,gayemiz, derdimiz" diyebilmekti mutluluk..


Sevda dedim öyle değil

değişmek dipten kökten...


Heybelerimizi önce paylaşmak sonra boşluğunu doldurmak için gelmiştik.
Yükümüzün sorumluluğunu birkez daha hatırlamak, kimliğimizin değerini ve şahsiyetimizin kıymetini kavramaktı gelişimiz.

Sevda dedim bilirmisin
ömrü mevzide geçmek

Ümmetin körelen vidanını ihya etmek, sessizliğe mahkum olmamak,
Rahmet Peygamberi'ne gelen vahyi yüreklerimizin nisyan dehlizlerinde çınlatmak
"kalkıp ve uyarmak" için bekleyecek vaktin olmadığını anlamak için birdik,bizdik,umuttuk..

Sevda dedim öyle değil
Allah'ı tek yar seçmek...

"La ilahe" dedik sildik sekülerleşen dünyanın putlarını
"illallah" dedik tek yar olduğuna iman ettik..
Bize şahit olma şerefini bahşeden,insanlığın sorumluluğunu yükleyen
Rabbe Hamdolsun
..


Ve inanmayanlara de ki
"Artık elinizden ne geliyorsa yapın;
ama bilin ki,biz de (allah yolunda elimizden geleni)
yapacağız.."(hud 121)




NüHa


* 19 mayıs Kütahya Umut Gençliği Ribatı
**Ezgi=Eşref Ziya Terzi

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Kalbin Taşlaşmaması İçin Taşın Kalp Kesilmesi..*

Söz mü dayanır..

Hadi anlat dendiği vakit,kelimelerin boğazımda düğümlendiği bir yer geliyor.. Herkese tüm hevesimle" gidin.. gidin.. gidin..." derken nedenini açıklamakta zorlandığım,kelimelerin hükmünü yitirdiği bir an..

...Gözlerin şu dünyada görebileceği en hayırlı yere bakacak birazdan gözlerim
İnsanlar sokaklarda geziyor
aceba hepsi O'nu gördümü
neden bu kadar rahatlar

benim kalbim sıkışmak üzere.


Benden önce sayısız göz bakmıştı O'na oysaki

bakışımın değersizliğinden şüphem yok...


Hz.Adem
Hz.İbrahim

Hz.Muhammed(s.a.v)

Hz...
..
Belki Kabe o bakışları arıyordur

Belki bu kirli gözlerden rahatsız olacak

belki.. belki...

Ama ne olursa olsun Kabe'nin Rabbi,benim Rabbim, bilinen ve bilinmeyen Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahimdir..
Affı ve merhameti kullarının akıl haznesinin alacağından büyük..


Yürüyorum.. yolcuların kaderini paylaşırcasına yürüyorum
İnsanlığın ilk evine
Allah'ın yeryüzündeki ilk mescidine
Beytunnas'a.. Beytullah'a..


Titrek ve çekingen sesler çıkıyor yüreğimden
Lebbeyk Allahümme Lebbeyk







Kâbe..

...Heyecanımla ayağa kalkan kalbim ilk bakışla yere serilmişti çoktan
ve emin olmuştum birdaha asla gözlerim bu tarifi yoksul bakışı bulamayacaktı...

Aşığın kaderindendir dönmek..
Tavaf..


Zerreden kürreye tüm canlı ve cansız varlıkların bir dönüş içinde olduğu alemler korosuna katılıp.. bende varım.. işte burdayım..geldim..yazın benide, sıradayım, icabet ettim..
duracak başka kapı yok bildim
haddimi bilmeye, sabrımı görmeye, halimi arzetmeye, sancımı yüklenmeye geldim
...

dercesine

tekmilin yüreğine

"BismillahiAllahuekber"


Şimdi yanmak zamanı

yokolmak ve çoğalmak
Damlanın okyanusa düşmesinde ne yararı var okyanusun
düşen damla sevinsin..

Müminlerini Kıblesiz bırakma Allah'ım!!!



NüHa
(vasıfsız Kul)

*hac risalesi



4 Mayıs 2010 Salı

Medinetu'n Nebi....Işığın Kent Hali*

Bismillah..


Mescid-i Nebi
Mescid-i Sevgili
Mescid-i Ashab
Mescid-i Aşk...

Kalbimin çarpıntıdan uyuştuğu gözlerimdeki yaşın genzimde bir yerde donup kaldığı anneme son kez içli sarılamazken yüreğimden bir şeylerin koptuğunu hissederek çıkıyordum kutlu sevda yolculuğuna..

Tüm sevdiklerimi bir iftitah tekbiri sadedinde geride bırakıp
yalnız gelip yalnız göçeceğimiz dünya yolculuğunun
sıkıştırılmış,hızlandırılmış halini seyre çıkıyorduk sanki..
Herşey olması gerektiği gibi olacaktı
kul olmanın zirvesini yaşamak istiyordu her giden
Aşkın buhurunu duymak
sancımıza katık ettiğimiz sevdayı yanımıza azık etmek
...

Denizler,çöller, ülkeler, hayaller, bulutlar, kalpler, düşünceler aşmıştık
midemdeki ve zihnimdeki tüm dengelerin değiştiği bir anda
Medine dendi..

İşte Medine
...







Güneşin kahverengi bir şehri nasıl parlatabileceğine ilk kez şahit oluyordum
ilk kez Medine denince aklıma hiçbirşey gelmiyordu
ilk kez bu kadar fazla geliyordu gördüklerim zihnime
ilk kez hicret etmiştim
ilk kez anlıyordum ...
...


"Her şehir bir medine olmak için kurulmuştur.."diyordu bir aşık
Şehirlerin yüreğine hicret etmiştik
sevgilinin şehrinin rüzgarlarını dinliyorduk artık
Vahyin sokaklarında ilerliyorduk
Her köşe başının anlatacakları vardı belliki
derdi vardı yalnız dertlilerin dinleyeceği

Bitimsiz bir muhabbete durdu yüreğim
....


Kalbimi yoklamaktan korkar adımlarla huzuruna ilerliyorduk
Birbiriyle girift olmuş adı konamayan duygular..

O'nun yanındaydık
(s.a.v)

Eli ayağı tutmayan bir cahil pervasızlığıyla
"özlem" dedi kalbim
Duyguların dili çözülmüş
yerlere dökülmüştü tüm kelimeler
Ben dedi..ve ziyanda bir ömrün tüm haleti..

Sevgili'nin kapısında
özlemin manasını keşfetti ömründe ilk kez
Gerçekten özlenenin kim olduğunu bildi

...

Sevdiklerimden ayrılırken yüreğimden kopan o şeyler artık şiddetini artırmış
kalbime nüksediyordu
Gözlerimi son kez Yeşil Kubbe'ye çevirişim
bir veda değil bir sevdanın başlangıcıydı

...

Şimdi Bilal'i(r.a.) anlamaya yaklaşmıştı yüreğim,
Şimdi takatı kesilmişti firaktan
Şimdi
...

Muhabbetle

NüHa

*Hac risalesi(M.islamoğlu)