21 Aralık 2012 Cuma
Meriç.
31 Mart 2012 Cumartesi
Kıyamadım Bilmeye...
Şairin dediği gibi "kıyamadım bilmeye"
Oysa öylemidir bilgisine dokunamadığımız şiir..binbir yankıyla girer gönle..Her açtığında duvağını başka bir dizinde ağlatır seni..
İnsan bildiklerine değil bilmediklerine de şükretse diyorum..
Yoksa masumiyetin varlığına nasıl inanabilirdik..
Bu aralar İsmet Özel molalarımı İbrahim Tenekeci şiirleriyle dolduruyorum
5 Şubat 2012 Pazar
You and I are human beings; mostpeople are snobs*
sen de benim kadar
çıkmaza girmeyesin diye girdim
çıkmaza.
Şimdi senin felaketini istemedikçe
kendimi felâketten kurtaramayacağımı
görüyorum.
Anladım ki benim felâketimi tatmamış olan benim
hangi felâkete uğradığımı bilemez. Benim
kurtuluşum ancak benim gibi, benim kadar
kurtuluşu özleyenin bana el vermesiyle mümkün.
Senin felâkete uğramanı istemem. Çünkü seni
öldürürsem (seni kendi duygu ve düşüncelerim
içinde eritip, kendime benzetirsem) bana yardım
edemezsin. Sen ölmezsen (benim alter ego’m
olmazsan), benim ölümümün sona ermesi
gerektiğini anlayamaz, bana yardım için bir şey
yapamazsın.
Seni öldürürsem kendi kurtuluş yolumdaki ışığı
söndürmüş olurum.
Seni öldürmezsem kendi kurtuluşuma
açılan yolu tamamen tıkamış olurum.
19 Eylül 2011 Pazartesi
Seni Görmek Günahla İlişiksiz Olmalı...
15 Temmuz 2011 Cuma
Nereden Bilsinler..

Nereden bilsinler yaşatan sevginin özünü,
Hiç yaşamamışlar ki!
10 Haziran 2011 Cuma
Aşk için..
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Zor Zamanda 'Okumak'*
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Bir Hira Ayazından..

bir kere olsun "ey iman edenler iman ediniz" ayetini düşünüp sınırı beklenecek bir imanın nasıl olduğuna dair bir soruyu soramamıştık..
"İman ettim mi ?ben müslümanmıyım ?ben iyimiyim?"deme gereği hissetmemiş, "iman aramaktır" diyenleri duymamıştık...Karşımıza geçenler "ey iyiler topluluğu" diye sesleniyordu, biz iyi.. "Ey müslümanlar" diyordu, biz müslüman olduğumuzu sanıyorduk...Ötekiler diye birileri vardı..İman etmeyen,kötü,ahlak yoksunu..bizse bildiklerimizden ve anladıklarımızdan hep emin, hep mutmain ve ötekilerin üzerinden huzuru yakalamış bir din algısı ile,hakikati aramaya dair işaret olucak tüm sorularımızı,buhranlarımızı, bunalımlarımızı kaybetmiş..susmuştuk..
En kötüsü de "emindik" artık şüphe etmeyi haddi aşmak olarak görüyorduk da hz. Ömer'in münafıklar listesini neden merak ettiğini sormuyorduk...
Eminlik zannımız olmuştu bizi içimizden çökerten,emin olmadığımız onca şey üzerine mış gibi yaparken,dışımıza yaptığımız yatırımda bir taşlık canımız kaldığını göremiyorduk...
Şeriati ;"bütün bildiklerimden şüphe edicek kadar imanımı artır" dediğinde biz çoktan iman etmeyi huzurla eşlemiş..Huzur islamdadır'ı hazla yer değiştirmiştik.. İslam diye öğrendiğimiz şeyin tüm argümanlarını başkalarına okumak için kullanıyorduk artık..Ötekiler duysun istiyorduk.. Ötekiler rahatsız olsun..Meydanlardan dönenlerimiz attığı sloganların sadra şifa olmadığını görüyordu da aynı argümanların bizde neden hayat bulmadığını soramıyordu.."Anladığımızı sandığımız gerçekte anladığımızmıydı?" bir kere olsun kibrin bu yapışkan örtüsünü aralayamıyorduk..Acabalarımızı cümlelerimizden atalı hayli olmuştu..
"Ben şahitlik ederim........." dememizi istesede Rabbimiz "ben" ile başlayan bu cümlenin öznesi olduğumuzu çoktan unutmuş..unutturulmuştuk...Öteki üzerinden kendimizi tanımlamayı istiyorduk böylesi daha kolaydı çünkü daha acısız ,daha zahmetsiz, daha mutlu...ötekinin varlığına hapsedilmiş bir benlikte " özgürlüğü" ağzımıza alacak kadar gafil üstelik..
Ötekine vuruyor..Öteki üzerine oynuyor..Ötekini suçluyorduk..
"Ben iyiyim çünkü kalbim iyiliği seviyor" yerine "ben iyiyim çünkü diğerleri kötü" diyecek kadar düşmüştük..
Artık ötekilerin kötülüğü kadar iyi...Ötekilerin isyanı kadar mümindik..
Uykumuzun derininden kırılan can kırıklarımızla irkildik.. dökülüyorduk bir bir..
Maskelerin ardına sakladığımız Ben'imiz işaret ediliyordu çünkü..Yüzleşmek istemiyorduk ama çıplak kalıyordu ruhumuz kırılırken vitrinlerimiz..Bu hikaye senin diyordu..Ötekilerin örtülerine bürüdüğümüz ben'imizin üzerine elini uzatıyordu..aynalarla dolu bir oda da yalnız kalıyorduk..Hakikat, söylediğin tüm o sloganlardan daha yalın ve acımasızdır derken yüzleştiğimiz hayatlarımız bizi ilk kez böylesine rahatsız ediyordu..
Şimdi unuttuğu soruları tekrar hatırlayan,yüreğinin altüstlüğünü ilk kez korkmadan itiraf edebilen..Ötekilerinin kelepçelerini çözmeyi isteyen,aynalarının acımasızlığıyla durmadan yüzleşmek isteyen...Yalnızlığı kalabalıkların arasında yüreğine erdem bilen.. bir avuç yolcu..başımızı ellerimizin arasına alıp dönüyorduk evlerimize..
Giderken yolun çoğunu yürüdüğünü sanan biz..yürüdüğümüzü sandığımız yolun başına dönmeyi istiyorduk ilk kez;
Ve bizim hakikatimiz buradan başlıyordu..İlk kez aynaya doğru dönüp "Ben" kimim..? diyorduk..
NüHa
10 Mayıs 2011 Salı
Dücane'ye Dair..
"Onun kulluğu aramaktır"(A.Tantik)

Böyle diyordu Abdülaziz Hoca Cündioğlu için..Malum olan Dücane gerçeğini güvenilir bir dil olarak ikrar ediyordu.. Okurlarının onun hakkında söyleyebileceği kaç cümle vardır ki içinde aşk,hakikat ve yol geçmemiş olsun.. tümü aramakla bulunan yada aramak için gerekli olanlardır..
Dücane’ye dair yaptığımız okumaların nihayetinde ”çözümlemeye muvafık olduk” demenin hakkı olmadığını bilen bir kimse olarak, o’nun düşünce dünyasının salt bir okuyuş ile kavranılamayacağı gerçeğinin altını çizerek tavsiye edebilirim ancak okumaya niyetli olanlara.. Fakat çözümlemenin de mümkün olduğunu ve sonrasında açılacak o büyük ufku da müjdelerim.. Okumak şöyle dursun Dücane kim? diyecek olanlara ise tek bir sözüm olur ; O’nu tanımasanızda cennete gidersiniz hemde daha kestirmeden Allah’ın izniyle :)
Onu çözmek derdinde olmak “çözdüm” dediğiniz her defasında yaklaştığınız yerden size vuracağı gerçeğini acı acı öğrenmektir.. Bu manada sürekli çözümleyen ve işaret eden bir zihnin karşısında “çözmek” kelimesi eğreti duracaktır. Okumaların başında “çözmek -çözümlemek ” ayrımını yapmış ve yolumuzu bu minval üzere çizdikten sonra işimizin kolaylaştığına şahit olmuştuk..
Dücane’nin büyük rahatsızlık duyup şikayet ettiği (ki o daha beter ifadeler kullanıyor ama ben edebe muğayir diye yazamıyorum ) kendine hayranlık boyutunu aşamayıp onca haykıran düşünce dünyasının tellerine dokunmayı dert edinmek bir kenara görmezden gelen, işin söz boyutunda takılı kalmış ve hayatta başucu yapılmayacak kitaplarını başucu yapabilecek derin(!) kimselerden -ki bunlar bilhassa hemcinslerimiz- olmamak ve gerçek manada bir okuma yapmak gayretindeydik ilk günden beri hamdolsun..
Okumanın,tecrübe ve düşünce ile birleşince ancak insanda sindirilmiş bir bakış açısı halini alabilir olduğuna bu okumalar esnasında çok kez şahit olduk ve ‘Düşünce düşlen’meli dedik.. Bir düşüncenin düşünü kurmanın lezzetinde bilmenin haz dünyamızın nasılda bir parçası olduğunu belki iyi belki kötü anladık ve kabullendik..
Dücane’ye dair okunanlar bir tarafa payımıza en çok had bilmek kaldı desem, abartmanın ve mütevaziliğin,bu sözü söylemekte hiçbir payı olmadığını da açık yüreklilikle itiraf edebilirim..
Bu kadarı bile kâfi idi ki diğer nasibimize düşenler değeri biçilmez bir lütuf oldu..
Çizdiği dairelerin arasında dolanmak ve dairemizde onu bir halka kılmak şuur halinde delilik istemekti…yaşatana Hamdolsun..
Son olarak; Dücane desin ki…
“Oysa eve dönmedikten sonra yola çıkmanın ne anlamı var?”
Yola çıkmak için yoldan çıkanlara selam ile..
24 Şubat 2011 Perşembe
'Bir yabancıdan daha yabancı yaşıyorum..'
"Dürüsüt bir insanım Milena.Esaretin izin verdiği kadar dürüst..Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende.Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana.Her şeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim.Sadece geleceğimi değil,geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım.Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor.Palto giymeye üşenirken,bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben.Franz Kafka "
Başkasına ait mektuplar,okundukça arka bahçeden kaçan çocukların kapıldığı hisler gibidir..dokunulmamış gizemli bir dünyaya açılan kapı gibi.. oysa varolan herşeye el değmiştir çoktan..yinede onları okumak sevimli bir aldanıştır.
Hatıratlar, günceler ve mektupları hep sevmişimdir bu yüzden.Sevdiğiniz veya beğendiğiniz birini herkesten farklı tanımak için en güzel yoldur bu.
En son Kafka'nın hayatının son iki yılında yazdığı mektupların bulunması üzerine basılan bir kitabı - ki onun mektupları meşhurdur daha önce sevgilisi Milena'ya yazdıklarının bir kısmını okumuştum- sahaflarda bulunca orda bırakamazdım tabiki:) Kalem tutarken dahi olan bir adamın hayatını okumak ve okudukça insana dair tüm tezahürleri onun üzerinde görmenin nasıl farklı bir duyguya tekabül ettiği bilmem tarif edilirmi.. :)
Bazen çok küçük ayrıntılar dahi onun ruh dünyasını tanımaya yardımcı olabiliyor..Mesela onun bu denli para sıkıntısı çektiğini hatta ailesinin gönderdiği yiyecekler ile hayatını sürdüren biri olduğunu bilmiyordum..
Yukarıdaki mektubunu Kafka sevgilisi Milena'ya yazıyor.Henüz gençlik yılları,kendini her daim eleştirmekten çekinmeyen yapısıyla bir parçada bu yüzden "Kafka" olmayı hakediyor ve tüm yazdıklarını değersiz gören bir adam olarak şu sözleri söylemekten çekinmiyor;
"Ben yalnızlığımın söz konusu belgelerini yok edecek gücü gösterememişimdir"
ve nitekim dostu Max Brod tüm yazılarını yayımlayarak Kafka'yı Alman Edebiyatına armağan ediyor..
öylesine yazdığınız yazıların ve daha kötüsü mektupların günün birinde tüm insanlığa mal olacağını hiç düşündünüzmü ?
Max Brod ruhlu dostlara sevgilerle :)
NüHa
13 Şubat 2011 Pazar
.
26 Ocak 2011 Çarşamba
.Sus.
Herkesin söz söyleme hakkını kendinde gördüğü bir dünyada en çok "söze ehil" olanları dinlemeyi bıraktığımızdan belkide, söylenebilecek herşeyi bildiğimiz ve hatta söylediğimiz halde derdimizin dermansız kalması..
19 Ocak 2011 Çarşamba
"Sen Hiç Kabe'nin İçine Baktın mı?"

14 Ocak 2011 Cuma
Mavi...Meryem'in Rengimidir?
Dücane Cündioğlu'nun insanı dönüştüren ve yüreğine inzal olan satırlarının vuku bulduğu eserleri arasında "Ölümün Dört Rengi" en üst sıralardadır sanırım..Sanırım diyorum çünki henüz tümünü bitirme bahtiyarlığına ulaşamadım eserlerinin..
Renkleri nasıl bilirdiniz sorusuna verecek cevabım az çok var iken aslında bir rengin salt bir görüntüden ibaret olmadığını ve aslında benim renklere verecek cevabımında hiç olmadığını anlamak için sanırım bu satırları okumam gerekiyordu..
"Mekke'nin fethinde Efendimiz (s.a.v) Kabe'nin içindeki putları bizzat asasıyla kırıp paramparça eder.Kabe duvarındaki fresklerin de silinmesini emreder..Ancak sağ eliyle bir freskin üzerini kapatıp şöyle der;
"Bu müstesna ona dokumayın!"
Efendimiz'in kendisine dokunulmasını menettiği freskte Hz.Meryem'le oğlu (çocuk isa)birlikte resmedilmiştir"
"O freskte Hz.Meryem'in elbisesi hangi renkti aceba?
Acaba Mavi miydi?
Öyle ya mavi-Leonardo'nun da dediği gibi-mesafenin simgesidir;hürmet ve ta'zimin...derinliğin ve yüceliğin..
Hegel şöyle söyler:
"Mavinin huzur verici dinginliği deruni bir sukünet,yumuşaklık ve hafifliğe delalet ettiğinden,Hz.Meryem mavi bir harmani giyer,nadiren de gözalıcı kırmızı bir elbise."
Vasily Kandinsky de mavi'nin hareketini konzentrich terimiyle tanımlıyordu;merkeze koşan-gözden uzaklaşan bir renk olarak...
Mavi gerçektende insanlardan uzaklaşan bir renktir.Göğün rengidir uzağın rengi..
Ulvidir bu yüzden,ulaşılmazdır.Uzaktır.Uzaktadır.
Hz.Meryem mavi elbisesiylemi bambinosunu(çocuk İsa'yı)kucağına almıştır?
Bu kısımdan sonra Mavi'ye olan hayranlığım malumken onu bana yaklaştırmış ve sorunun cevabına tabi ki Meryem'in rengi mavidir demiştim.. ama devamındaki satırlarda Cündioğlu beni hiçte tatmin etmeyecek sözleri yazmaktan çekinmemiş :)
"Sanmıyorum.sevgi uzaklaştırmaz yakınlaştırır..
Bu fakire gelince bendeniz,hayalinde Kabe'nin içindeki freskte kucağında yavrusuna sarılan Hz.Meryem'i içine biraz sarı karışmış(turuncuya yakın) kırmızı bir harmaniyle tasavvur ve tahayyül ediyorum;yani hürmet ve ihtiramdan çok şefkat ve merhametin rengiyle...."
Victorya Finlay derki:Bakire Meryem hiç mavi giymemiştir.Rus ikonlarında daha çok kırmızıdır.Yedinci yüzyıl ressamlarıysa onu çoğunlukla morlar içinde gösterir.Bazen beyaz da giyer..
Peki ya sizin Meryeminiz hangi renk giyiyor? dercesine ekler sonuna Cündioğlu:
"Rengini iyi seç!
Makamınca seç!"
NüHa
Seçtiğimi sandığım aslında seçildiğimmidir
ya da seçtiğimi sandığım gerçekten seçtiğimmidir diye düşündü..
Resim:Hz. Meryem'in resmedildiği meşhur Maesta tablolarından biri
23 Aralık 2010 Perşembe
Uygunsuzum..

(balık ve tango)
13 Kasım 2010 Cumartesi
Bende Gördüm Hüznün gözlerini..Rengi Bahtımcaydı..

Ey dünya
Başın dönmedi mi hala?
Mustafa İslamoğlu/Bahtımca(üçyüz altmış beşte bir)
Bir adamı herkes sevmiyorsa sorun yoktur..
NüHa
10 Kasım 2010 Çarşamba
Ne Güzeldi Senin Çılgınlığın..
....Bir halkın gösterişsiz,sessiz cömertliğinde
ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde
ve her dilde..
Artık kat'iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya'da ve her yerde..(federico Garcia Lorca için Üç Şiir'den)
NüHa
26 Ekim 2010 Salı
"Kara Yazılar"

Teşekkürler Yolcu dergisi..
'Kara Yazıları' bize hediye ettiğin için..
Mütevazi olup "kitapçık" dedinizsede bu piyasada kitap niyetine dolaşanlardan daha fazla kitap olmuş.
Yazılar çok bizden ve çok koyu puntolu sesleniyor akleden kalbe.
Bir teşekkürde Hümeyra'ma olsun oda bu kitabı kıt imkanlarla bana hediye eden ikinci kişi :)
Kısaca Atilla İlhan'dan mülhem "Üçüncü şahsın kitabı" m hayırlı olsun :)
Yazarlar Ferhat Kalender ve Nevzat Onmuş'a dua ile..
(:
"Mücadele benim hayatımdır.."*

Bu ülkeyi yurt bilip adalet üzere seyr-ü sefer eyleyen nice yiğitler aşkına;sonra yedi diyarda kendinden yedi misli kalabalık mütecavizlere karşı omuz omuza dik duranlar aşkına;kadim bir coğrafyanın onurunu şeref madalyası gibi taşıyan,kalbi Kabe,aklı tevhid,bilincinde Allah ile yaptığı ahid,fevc fevc zalime haddini bildirenler aşkına;var ise ayrılık elbette bir hayr içindir,gayrısı şeytan iğvasıdır diyerek yaratılmışa yaratılandan ötürü kadir kıymet bilenler aşkına;vallahi bir yetim,bir garip,yolda kalmış yahut ezilen var ise dünyanın bir köşeciğinde,rahat uyumak neyimize diyerek bu halini halvet görenler aşkına;kendilerine emanet bildikleri bir ülkenin,bu ülkenin kendilerine ne tür bir sorumluluk ve kimlik yüklediği bilinci ve kararlığı ile yürüyenler aşkına
ÖZGÜRLÜK GÜZELDİR!
Ferhat Kalender(alıntıdır
"Kara yazılar")
1 Ekim 2010 Cuma
Zaman Akar..Ya İnsan..?

"Toplumumuz insanların kendileriyle mutlu ve barışık yaşamalarına zemin hazırlayan,bu şekilde yaşamalarını öğütleyen bir kültüre sahip değil.Bireyin,'bu kültür bana uymuyorsa,bende ona uymam' diyebilecek kadar güçlü olması gerekiyor".



