Okurken Yazdıklarım.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okurken Yazdıklarım.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2012 Cuma

Meriç.



Yeni evlenen bloggerların bloglarını bu kadar boş bırakmalarını tuhaf ve anlamsız bulurdum ben sevgili okuyucu,
vazgeçtim geri aldım sustum.

İşler bazen istediğimiz gibi gitmeyebiliyor ya hani
işte o zamanlar içimde bir huzur bir güven bir farkındalık uyanmasındaki tezatı çözemediğim çok oldu.
Hayatın bu zıtlığında anlam bulmak insanın öte bir dünyaya aidiyetinin nişanesi midir?kimbilir..

Cemil Meriç.
Henüz bu canhıraş okuma serüveninde soluk soluğa söyleyecek bir sözüm yok ona dair.
Çok yorucu olduğu çok zorlandığım vazgeçmeyi düşündüğüm başaramadığımı hissettiğimi
 anlatıyordur hal-i pürmelalim.

Üst bir dili okurken duyduğunuz yenilmişlik ve geç kalmışlık hissi bir üst dile geçene kadar sürüyor buna alıştım diyemiyorum ama en azından farkedebildim.(!) Nereye kadar dayanacağım konusunda bir tahminim yok,belkide kaçıyorumdur.İnsan durmak ve yeniden başlamak istiyorya, başa sarmak istiyor hani zamanı
öyle birşeylerle meşgulüm bu aralar.

Çok mu karışık oldu bilmiyorum lakin
zihnim gibi olduğu aşikâr.


Not: Orhan Gencebay'ın klasiklerini seslendiren şu albümü yeni yeni dinliyorum
Niye sevdim ki bu kadar anlamadım halbuki arabesk çıkınca eşime radyoyu değiştirten ben değilmiydim :)


NüHa





31 Mart 2012 Cumartesi

Kıyamadım Bilmeye...




Bir ölüm kalmış özü sözü bir
buna kırılmak denir..
(kırgın'dan)

geçerken dünyanın bir kenarından
Bişey gördüm de
Çok güzeldi, kıyamadım bilmeye...
(yetim'den)

Ne kötü bulamamak
yaşayacak birşey
(çalışan kesim'den)

Çıkmazdım hiç aşkın sözünden
şehre gelmeden...
(yerleşik hayat'tan)

Ağır misafir gibiydik gençken
Dünyaya bakınca dalgalandı içimiz
Şimdi böyle değil; suratsız günler..
Ne olacak halimiz
(dönüş hazırlığı'ndan)

Bir yerden geliyoruz;
Üzülmekten....
(neşide kadın'dan)

Sadece birini okudum ama
Dört kitapta yeri var;insan ölümlü.

Ey Ölüm lafını unutma
(üç saniye koridoru'ndan)
İbrahim Tenekeci

Bakmayın böyle bilirkişi gibi seçtiğime
anlamadan da sevmektir şiir, öğrendim..
Şairin dediği gibi "kıyamadım bilmeye"
Çünkü bilseydim, benim olurdu artık.. benim izin verdiğim kadarını anlatabilirdi bana.. susardı.. sustururdu onu aklım..
Oysa öylemidir bilgisine dokunamadığımız şiir..binbir yankıyla girer gönle..Her açtığında duvağını başka bir dizinde ağlatır seni..
İnsan bildiklerine değil bilmediklerine de şükretse diyorum..
Yoksa masumiyetin varlığına nasıl inanabilirdik..




Bu aralar İsmet Özel molalarımı İbrahim Tenekeci şiirleriyle dolduruyorum
yakın zamanda aramıza teşrif etmesini ve bize niçin "İsmet Özel olmak için yola çıktığını"ve sonra nasıl İbrahim Tenekeci olduğunu anlatmasını diliyorum..

NüHa

5 Şubat 2012 Pazar

You and I are human beings; mostpeople are snobs*

 
 
Ben
sen de benim kadar
çıkmaza girmeyesin diye girdim
çıkmaza.

Şimdi senin felaketini istemedikçe
kendimi felâketten kurtaramayacağımı
görüyorum.
Anladım ki benim felâketimi tatmamış olan benim
hangi felâkete uğradığımı bilemez. Benim
kurtuluşum ancak benim gibi, benim kadar
kurtuluşu özleyenin bana el vermesiyle mümkün.
Senin felâkete uğramanı istemem. Çünkü seni
öldürürsem (seni kendi duygu ve düşüncelerim
içinde eritip, kendime benzetirsem) bana yardım
edemezsin. Sen ölmezsen (benim alter ego’m
olmazsan), benim ölümümün sona ermesi
gerektiğini anlayamaz, bana yardım için bir şey
yapamazsın.
Seni öldürürsem kendi kurtuluş yolumdaki ışığı
söndürmüş olurum.

Seni öldürmezsem kendi kurtuluşuma
açılan yolu tamamen tıkamış olurum.
İsmet Özel



*Sen ve ben insanız; çoğu kimse züppedir.(e.e. cumming)

19 Eylül 2011 Pazartesi

Seni Görmek Günahla İlişiksiz Olmalı...

".......................................................

sevgilim bundan böyle günah falan yok
sen yoksun ben yokum onlar hele hiç yoklar
beni annem merhamete doğru doğurdu
Ali’yi gözlerine bakarak yenemezsin
çünkü Ali Zülfikar’ı düşmanın hep nefsine
hep nefsine doğru savurur ve saplardı
Hüseyn’e ağlamayan ağlamayı ne bilsin
keder büyür yokuş birden aşağıya dikleşir
merhamete dair ne varsa silikleşir
bir kervan çöle girer çöl birden derinleşir
ey gözümü göz yapanın dostu damadı
çok günah işledim belki seni göremem
seni görmek günahla ilişiksiz olmalı
ben Hüseyn’in başına kurban olurum
şahit kalır Zeynel olur güzel kardeşim
sonra senin alnın gider bin secdeyle kırılır
susuz kalan bir aslan fesheder bir ormanı
eli hançer tutan kendine sırt aranır
arkeolojik bir kuşkum bile yok;
dünyanın ilk gözyaşı Kerbela’ya akmıştır
Hüseyn’e ağlamayan henüz ağlamamıştır



Ali oğlu Hüseyn’in başını okşuyorken…
Ali güzel başını okşuyorken Hüseyn’in…
dedesi mütebessim öyle uzaktan…
Fatma’nne yaralı bir anne ceylan
Hasan tutmuş sıkıca kardeşinin elini

sevgilim… benimle birlikte ağlar mısın?   "
Alper Gencer

 
 
Bir süredir Nehcul Belağa* ile hemhaldim
farkındalığımın muhasebesini tutamadan
Nihayete vardırmak üzereydim ki bu yolculuğu,
Alper Gencer abi şiirinin namlusunu havaya kaldırdı
ve bana "şiirin aklın açtığı yaraları tamir"** edebileceğini bir kez daha öğretti..
Öyleyse;
 
 Sevgili...birlikte ağlayalım
Nüha
 
 
*Nehcul Belağa:İmam Ali'nin Hutbeleri
**:Bir Eduardo Galeano sözüydü(yanlış hatırlamıyorsam )

15 Temmuz 2011 Cuma

Nereden Bilsinler..













Bana ney'i ver ve şarkı söyle

Şarkı doğru,dürüst bir sevgidir çünkü

Ve ney'in iniltisi daha kalıcıdır,

Hem güzelden,hem hoş şeyden.


Eğer bir aşık görürsen tutkun,

Ve sevgiyle açlığını ve susuzluğunu gideren,

İnsanlar derler ki: Deli bu;

Ne bekliyorlar acaba sevgiden,

Ve ne umuyor da sabrediyor?

Şu kadının sevgisi uğruna mı kan ağlıyor,

Beğenilecek bir yanı bile yokken?

Sen de ki: Sürüdür bunu söyleyenler,


Ve doğmadan ölenlerdir onlar.
Nereden bilsinler yaşatan sevginin özünü,
Hiç yaşamamışlar ki!



Halil Cibran(kafileler)




Ve sen

....

Ey sevgili

Sen olmasan

ben nereden

bilirdim

...




resmin içindekini duymak için tık tık..

(Bab'aziz filminin en tanıdık sahnelerinden biri.)

10 Haziran 2011 Cuma

Aşk için..











Çünkü Schandel'in deyişiyle: "Aşk uğruna, sadece hayatları gözleri önünde önceden ölmüş olanlar Ölebilirler"(şeriati)

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Zor Zamanda 'Okumak'*



Bu kadar İsmet Özel'le başa çıkılırmı ?

Muhtemelen yenik düşeceğim

Ama bazen hakikat bile isteye yenilmeyi göze almaktır :)




Bismillah...

NüHa







*"Zor zamanda konuşmak"ın uyarlanmış hali :)

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Bir Hira Ayazından..

















Bugüne dek bize imanın sınırlarında beklememizi öğütlemişlerdi de
bir kere olsun "ey iman edenler iman ediniz" ayetini düşünüp sınırı beklenecek bir imanın nasıl olduğuna dair bir soruyu soramamıştık..

"İman ettim mi ?ben müslümanmıyım ?ben iyimiyim?"deme gereği hissetmemiş, "iman aramaktır" diyenleri duymamıştık...Karşımıza geçenler "ey iyiler topluluğu" diye sesleniyordu, biz iyi.. "Ey müslümanlar" diyordu, biz müslüman olduğumuzu sanıyorduk...Ötekiler diye birileri vardı..İman etmeyen,kötü,ahlak yoksunu..bizse bildiklerimizden ve anladıklarımızdan hep emin, hep mutmain ve ötekilerin üzerinden huzuru yakalamış bir din algısı ile,hakikati aramaya dair işaret olucak tüm sorularımızı,buhranlarımızı, bunalımlarımızı kaybetmiş..susmuştuk..

En kötüsü de "emindik" artık şüphe etmeyi haddi aşmak olarak görüyorduk da hz. Ömer'in münafıklar listesini neden merak ettiğini sormuyorduk...
Eminlik zannımız olmuştu bizi içimizden çökerten,emin olmadığımız onca şey üzerine mış gibi yaparken,dışımıza yaptığımız yatırımda bir taşlık canımız kaldığını göremiyorduk...

Şeriati ;"bütün bildiklerimden şüphe edicek kadar imanımı artır" dediğinde biz çoktan iman etmeyi huzurla eşlemiş..Huzur islamdadır'ı hazla yer değiştirmiştik.. İslam diye öğrendiğimiz şeyin tüm argümanlarını başkalarına okumak için kullanıyorduk artık..Ötekiler duysun istiyorduk.. Ötekiler rahatsız olsun..Meydanlardan dönenlerimiz attığı sloganların sadra şifa olmadığını görüyordu da aynı argümanların bizde neden hayat bulmadığını soramıyordu.."Anladığımızı sandığımız gerçekte anladığımızmıydı?" bir kere olsun kibrin bu yapışkan örtüsünü aralayamıyorduk..Acabalarımızı cümlelerimizden atalı hayli olmuştu..



Artık "İslam" bizde heyecanı yitik ve umudumuzu harlamayan bir işlevsizlikti..Eylemlerimizi kaybettirmişti bu çarpık algı biçimi..Ötekileri suçlarken Aklımızı kutsadık ilk..Anladık dedik söylenenin anladığımız olduğuna inanarak..Vahyi bize inzal olmuş gibi okumak iddiasını güdüyorduk ama vahyi başkalarına okumaktan ayetlerle vurmaktan ne büyük haz duymaya başlamıştık..Benliğimiz susuzluktan ölüyordu oysa..

"Ben şahitlik ederim........." dememizi istesede Rabbimiz "ben" ile başlayan bu cümlenin öznesi olduğumuzu çoktan unutmuş..unutturulmuştuk...Öteki üzerinden kendimizi tanımlamayı istiyorduk böylesi daha kolaydı çünkü daha acısız ,daha zahmetsiz, daha mutlu...ötekinin varlığına hapsedilmiş bir benlikte " özgürlüğü" ağzımıza alacak kadar gafil üstelik..

Ötekine vuruyor..Öteki üzerine oynuyor..Ötekini suçluyorduk..
"Ben iyiyim çünkü kalbim iyiliği seviyor" yerine "ben iyiyim çünkü diğerleri kötü" diyecek kadar düşmüştük..
Artık ötekilerin kötülüğü kadar iyi...Ötekilerin isyanı kadar mümindik..


..............



Ve biri, eline maskeleri paramparça eden o taşı aldı bir gün..
Uykumuzun derininden kırılan can kırıklarımızla irkildik.. dökülüyorduk bir bir..
Maskelerin ardına sakladığımız Ben'imiz işaret ediliyordu çünkü..Yüzleşmek istemiyorduk ama çıplak kalıyordu ruhumuz kırılırken vitrinlerimiz..Bu hikaye senin diyordu..Ötekilerin örtülerine bürüdüğümüz ben'imizin üzerine elini uzatıyordu..aynalarla dolu bir oda da yalnız kalıyorduk..Hakikat, söylediğin tüm o sloganlardan daha yalın ve acımasızdır derken yüzleştiğimiz hayatlarımız bizi ilk kez böylesine rahatsız ediyordu..


Şimdi unuttuğu soruları tekrar hatırlayan,yüreğinin altüstlüğünü ilk kez korkmadan itiraf edebilen..Ötekilerinin kelepçelerini çözmeyi isteyen,aynalarının acımasızlığıyla durmadan yüzleşmek isteyen...Yalnızlığı kalabalıkların arasında yüreğine erdem bilen.. bir avuç yolcu..başımızı ellerimizin arasına alıp dönüyorduk evlerimize..

Giderken yolun çoğunu yürüdüğünü sanan biz..yürüdüğümüzü sandığımız yolun başına dönmeyi istiyorduk ilk kez;
Ve bizim hakikatimiz buradan başlıyordu..İlk kez aynaya doğru dönüp "Ben" kimim..? diyorduk..



Biz rahatsızdık ama "hakikat duyduğunda seni rahatsız ediyorsa yürünecek daha çok yolun vardır" demiyormuydu yola erken çıkan.



Artık

Yürünecek

yolda bir 'ben' vardı..



Mayıs/2011/İznik gölü
NüHa

10 Mayıs 2011 Salı

Dücane'ye Dair..




"Onun kulluğu aramaktır"(A.Tantik)





Böyle diyordu Abdülaziz Hoca Cündioğlu için..Malum olan Dücane gerçeğini güvenilir bir dil olarak ikrar ediyordu.. Okurlarının onun hakkında söyleyebileceği kaç cümle vardır ki içinde aşk,hakikat ve yol geçmemiş olsun.. tümü aramakla bulunan yada aramak için gerekli olanlardır..

Dücane’ye dair yaptığımız okumaların nihayetinde ”çözümlemeye muvafık olduk” demenin hakkı olmadığını bilen bir kimse olarak, o’nun düşünce dünyasının salt bir okuyuş ile kavranılamayacağı gerçeğinin altını çizerek tavsiye edebilirim ancak okumaya niyetli olanlara.. Fakat çözümlemenin de mümkün olduğunu ve sonrasında açılacak o büyük ufku da müjdelerim.. Okumak şöyle dursun Dücane kim? diyecek olanlara ise tek bir sözüm olur ; O’nu tanımasanızda cennete gidersiniz hemde daha kestirmeden Allah’ın izniyle :)

Onu çözmek derdinde olmak “çözdüm” dediğiniz her defasında yaklaştığınız yerden size vuracağı gerçeğini acı acı öğrenmektir.. Bu manada sürekli çözümleyen ve işaret eden bir zihnin karşısında “çözmek” kelimesi eğreti duracaktır. Okumaların başında “çözmek -çözümlemek ” ayrımını yapmış ve yolumuzu bu minval üzere çizdikten sonra işimizin kolaylaştığına şahit olmuştuk..

Dücane’nin büyük rahatsızlık duyup şikayet ettiği (ki o daha beter ifadeler kullanıyor ama ben edebe muğayir diye yazamıyorum ) kendine hayranlık boyutunu aşamayıp onca haykıran düşünce dünyasının tellerine dokunmayı dert edinmek bir kenara görmezden gelen, işin söz boyutunda takılı kalmış ve hayatta başucu yapılmayacak kitaplarını başucu yapabilecek derin(!) kimselerden -ki bunlar bilhassa hemcinslerimiz- olmamak ve gerçek manada bir okuma yapmak gayretindeydik ilk günden beri hamdolsun..

Okumanın,tecrübe ve düşünce ile birleşince ancak insanda sindirilmiş bir bakış açısı halini alabilir olduğuna bu okumalar esnasında çok kez şahit olduk ve ‘Düşünce düşlen’meli dedik.. Bir düşüncenin düşünü kurmanın lezzetinde bilmenin haz dünyamızın nasılda bir parçası olduğunu belki iyi belki kötü anladık ve kabullendik..

Dücane’ye dair okunanlar bir tarafa payımıza en çok had bilmek kaldı desem, abartmanın ve mütevaziliğin,bu sözü söylemekte hiçbir payı olmadığını da açık yüreklilikle itiraf edebilirim..

Bu kadarı bile kâfi idi ki diğer nasibimize düşenler değeri biçilmez bir lütuf oldu..

Çizdiği dairelerin arasında dolanmak ve dairemizde onu bir halka kılmak şuur halinde delilik istemekti…yaşatana Hamdolsun..



Son olarak; Dücane desin ki…

“Oysa eve dönmedikten sonra yola çıkmanın ne anlamı var?”


Yola çıkmak için yoldan çıkanlara selam ile..



NüHa

24 Şubat 2011 Perşembe

'Bir yabancıdan daha yabancı yaşıyorum..'

"Dürüsüt bir insanım Milena.Esaretin izin verdiği kadar dürüst..Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende.Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana.Her şeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim.Sadece geleceğimi değil,geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım.Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor.Palto giymeye üşenirken,bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben.

Franz Kafka "

Başkasına ait mektuplar,okundukça arka bahçeden kaçan çocukların kapıldığı hisler gibidir..dokunulmamış gizemli bir dünyaya açılan kapı gibi.. oysa varolan herşeye el değmiştir çoktan..yinede onları okumak sevimli bir aldanıştır.

Hatıratlar, günceler ve mektupları hep sevmişimdir bu yüzden.Sevdiğiniz veya beğendiğiniz birini herkesten farklı tanımak için en güzel yoldur bu.

En son Kafka'nın hayatının son iki yılında yazdığı mektupların bulunması üzerine basılan bir kitabı - ki onun mektupları meşhurdur daha önce sevgilisi Milena'ya yazdıklarının bir kısmını okumuştum- sahaflarda bulunca orda bırakamazdım tabiki:) Kalem tutarken dahi olan bir adamın hayatını okumak ve okudukça insana dair tüm tezahürleri onun üzerinde görmenin nasıl farklı bir duyguya tekabül ettiği bilmem tarif edilirmi.. :)

Bazen çok küçük ayrıntılar dahi onun ruh dünyasını tanımaya yardımcı olabiliyor..Mesela onun bu denli para sıkıntısı çektiğini hatta ailesinin gönderdiği yiyecekler ile hayatını sürdüren biri olduğunu bilmiyordum..

Yukarıdaki mektubunu Kafka sevgilisi Milena'ya yazıyor.Henüz gençlik yılları,kendini her daim eleştirmekten çekinmeyen yapısıyla bir parçada bu yüzden "Kafka" olmayı hakediyor ve tüm yazdıklarını değersiz gören bir adam olarak şu sözleri söylemekten çekinmiyor;

"Ben yalnızlığımın söz konusu belgelerini yok edecek gücü gösterememişimdir"

ve nitekim dostu Max Brod tüm yazılarını yayımlayarak Kafka'yı Alman Edebiyatına armağan ediyor..


öylesine yazdığınız yazıların ve daha kötüsü mektupların günün birinde tüm insanlığa mal olacağını hiç düşündünüzmü ?


Max Brod ruhlu dostlara sevgilerle :)


NüHa

13 Şubat 2011 Pazar

.



"Yazmamanında bir iş olduğunu bilmiyordum.
Şu anda ne kadar zor bir iş olduğunu anlıyorum..
Üç dört gündür sürekli bir an ara vermeden,istirahat etmeden yazmıyorum..."

Ali Şeriati
....

26 Ocak 2011 Çarşamba

.Sus.

Tuhaf değil mi?
Bazen,

okuduğunuz bir kitapta varolan tüm sözleri kendi kendinize daha önceden düşünmüş ve söylemiş olduğunuz halde derdinize derman olamıyorsunuz..yani sözünüz etkilemiyor ve kendi kendinizi uyaramıyorsunuz..

Hakikatin kimlikli bir kimse tarafından söylenmesini istiyor ve o' söylerse ancak etkileniyorsunuz...



Bir dostum Kafka'yı okuduktan sonra bana dönüp şöyle demişti"Bu adamın yazdığı sözlerde hiçbir üstünlük yok aynısını bizde yazıp söyleyebilecek iken neden o söyleyince değerli oluyor.."
??
Bugün okuğum şu satırlar sanki bu sorumuzun ve sorunumuzun cevabı sadedinde çıktı karşıma: "Söz ehil olanın elinde (dilinde) olmadığında,bizatihi bir kıymet taşımıyor;yani söz söylemek değil,söz söyleyecek mertebede olmak marifet"


Herkesin söz söyleme hakkını kendinde gördüğü bir dünyada en çok "söze ehil" olanları dinlemeyi bıraktığımızdan belkide, söylenebilecek herşeyi bildiğimiz ve hatta söylediğimiz halde derdimizin dermansız kalması..

Susmayı kendine zulüm addeden bizlere Dücane diyorki:
"Sus ki sıra sanada gelsin"..

NüHa

19 Ocak 2011 Çarşamba

"Sen Hiç Kabe'nin İçine Baktın mı?"


Bugüne kadar putperestlik üzerinden kolayca ahkam kesebilen bizler, genelgeçer kabul ettiğimiz putperestliğin "ucuz bir aldanış" olduğu üzerine ne kadar düşünerek konuştuk ve öyle inandık?..Üstelik cahiliyye diye adlandırdığımız dönemdeki insan yığınlarını tırnak içinde "aptal" sanma önkabulüyle birlikte düşünürken ne kadar isabetliyiz?..


Puta tapanların tümüne burun kıvırıp "Taşlara tapan zavallılar güruhu" istihzası ile bakarken aslında sığ bir olay algısı içinde körleşmiş ve daha da acısı kendi durduğumuz yeri okuyamıyor ve dolayısıyla putperestliği sırf bu yüzden hafife alıyor ve kendimizi ondan müstağni görüyor olamazmıyız..

Özetle; biz puta tapmayan çok zekiler(!) 1400 küsur yıl öncesi hakkında haricten gazel okurken "putperetliğin" cahiliyye ye ait bir inanış olduğunu, müntesiplerinin ise bugün kalmadığını iddia ederken ne kadar eminiz ?

"putperestlik inkarın değil bir inanmanın zaafıdır" cümlesiyle irkilen herkes eminim putperest algısını tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaktır..

Birkaç gündür sırf bu konu ve cümle üzere takılmış kalmış gibiyim..Cahiliyyenin taşa tapacak kadar aptal insanlardan oluşmadığını görmem için üstteki alıntıladığım cümleyle ünsiyet kurmam gerekiyormuş...Belli ki bende putperestliği heykellere tapıcılık olarak indirgemiş ,hafife almış ve altında yatan ideolojik,siyasi,ekonomik sebepleri hiçe saymışım..Sistemin mazlum ve mağdur insanlara putperestliği dayattığını putperestliğin bir diğer adının sisteme tapıcılık oluşunu ve dolayısıyla Ebu Cehl karakterlerinin statüko çabalarının bir danışıklı dövüşün ürünü olabildiğini gözden kaçırarak aslında çok şeyi gözden kaçırmışım..


"Unutmaki putperestler putlarını Kabe'nin içinde saklıyorlardı
Ey Talib sen hiç Kabe'nin içine baktın mı?"*


NüHa
Ebu Cehl ve putların yerini kim dolduruyor!..

dedi..


* D.Cündioğlu


14 Ocak 2011 Cuma

Mavi...Meryem'in Rengimidir?

Dücane Cündioğlu'nun insanı dönüştüren ve yüreğine inzal olan satırlarının vuku bulduğu eserleri arasında "Ölümün Dört Rengi" en üst sıralardadır sanırım..Sanırım diyorum çünki henüz tümünü bitirme bahtiyarlığına ulaşamadım eserlerinin..


Renkleri nasıl bilirdiniz sorusuna verecek cevabım az çok var iken aslında bir rengin salt bir görüntüden ibaret olmadığını ve aslında benim renklere verecek cevabımında hiç olmadığını anlamak için sanırım bu satırları okumam gerekiyordu..



"Mekke'nin fethinde Efendimiz (s.a.v) Kabe'nin içindeki putları bizzat asasıyla kırıp paramparça eder.Kabe duvarındaki fresklerin de silinmesini emreder..
Ancak sağ eliyle bir freskin üzerini kapatıp şöyle der;

"Bu müstesna ona dokumayın!"

Efendimiz'in kendisine dokunulmasını menettiği freskte Hz.Meryem'le oğlu (çocuk isa)birlikte resmedilmiştir"
........
Cündioğlu bu rivayetten sonra Meryem'in giysisinin rengini ve mavi'yi sorgulamaya başlar..
.....


"O freskte Hz.Meryem'in elbisesi hangi renkti aceba?
Acaba Mavi miydi?

Öyle ya mavi-Leonardo'nun da dediği gibi-mesafenin simgesidir;hürmet ve ta'zimin...derinliğin ve yüceliğin..

Hegel şöyle söyler:
"Mavinin huzur verici dinginliği deruni bir sukünet,yumuşaklık ve hafifliğe delalet ettiğinden,Hz.Meryem mavi bir harmani giyer,nadiren de gözalıcı kırmızı bir elbise."

Vasily Kandinsky de mavi'nin hareketini konzentrich terimiyle tanımlıyordu;merkeze koşan-gözden uzaklaşan bir renk olarak...

Mavi gerçektende insanlardan uzaklaşan bir renktir.Göğün rengidir uzağın rengi..

Ulvidir bu yüzden,ulaşılmazdır.Uzaktır.Uzaktadır.

Hz.Meryem mavi elbisesiylemi bambinosunu(çocuk İsa'yı)kucağına almıştır?


.....

Bu kısımdan sonra Mavi'ye olan hayranlığım malumken onu bana yaklaştırmış ve sorunun cevabına tabi ki Meryem'in rengi mavidir demiştim.. ama devamındaki satırlarda Cündioğlu beni hiçte tatmin etmeyecek sözleri yazmaktan çekinmemiş :)

"Sanmıyorum.sevgi uzaklaştırmaz yakınlaştırır..

Bu fakire gelince bendeniz,hayalinde Kabe'nin içindeki freskte kucağında yavrusuna sarılan Hz.Meryem'i içine biraz sarı karışmış(turuncuya yakın) kırmızı bir harmaniyle tasavvur ve tahayyül ediyorum;yani hürmet ve ihtiramdan çok şefkat ve merhametin rengiyle...."

Victorya Finlay derki:Bakire Meryem hiç mavi giymemiştir.Rus ikonlarında daha çok kırmızıdır.Yedinci yüzyıl ressamlarıysa onu çoğunlukla morlar içinde gösterir.Bazen beyaz da giyer..


Peki ya sizin Meryeminiz hangi renk giyiyor? dercesine ekler sonuna Cündioğlu:

"Rengini iyi seç!

Makamınca seç!"

NüHa

Seçtiğimi sandığım aslında seçildiğimmidir

ya da seçtiğimi sandığım gerçekten seçtiğimmidir diye düşündü..


Resim:Hz. Meryem'in resmedildiği meşhur Maesta tablolarından biri

23 Aralık 2010 Perşembe

Uygunsuzum..


"Ben bir muhacir kızıyım, ah bahtım..Pılı pırtıyı en iyi ben toplarım. Hiç bir şey olmamış gibi güleç durmalı yüzüm. Rengim kimseye uymuyor ve çoğu kez hercai bilirler bu yüzden beni, biliyorum. Uygunsuzum. Halbuki ev taşınırken hep en sona kalan ve çoğu kez de perdeleri sökülmüş bir pencerinin içinde unutulan küpe çiçeği kadar yalnız ve vazgeçilmeye hazırım...Ya da yüzündeki çizgiler, bir nineninkinden daha kahırlı tahta yolculuk bavulları..Veya derhal sarılacak göçünü arayan deste deste urganlar..Kardeşim kadar benzerler bana..Bavullar ve urganlar..Kolları hep sıvanmış ve çok gayretli bir çalışkanlık gibiyim.. Gür bir nara yetişsin şimdi beni örtemeye...Üzüldüğümü kimse fark etmesin, ne arkadaşlarım, ne ziyaretçiler, ne hemşireler..Bir nara..Yetişsin. Hatta biliçsizce. Hiç fark etmez. "

Sibel Eraslan
(balık ve tango)


Bende bir muhacir kızıyım..göçmenlikten kalan bir yurtsuzluktur asılı üzerime..
hep uzaktayım hep uzaktalar..

Eraslan'ın hikayeleri,muhacirlik ve hicret kokusuna bulanmış gibi..Biliyorum Sibel abla sıkı bir muhacir.. Hacer gibi hicret kokuyor sözleri...muhaciriz işte besbelli,ellerimizden belli kalemimizin kırıklığından, eteğimizin yıpranmışlığından..

Öyle uzak oluyorum okudukça öyle vatansız..

Biraz Yasemin Levy dinliyorum biraz Safet İsoviç
Biraz Bosna'dayım biraz Arnavutluk'ta biraz Mekke'deyim biraz Medine'de

ama göçmenliğin kaderindendir"yitirdiğimiz şehirler ve aşklardan her söz açıldığında hiç kaybetmemiş gibi davranmayı öğütler bize" *...

NüHa


*Balık ve Tango'dan

13 Kasım 2010 Cumartesi

Bende Gördüm Hüznün gözlerini..Rengi Bahtımcaydı..



Yeniğim güne bugün.Ben pusatlanmadan doğdu güneş.Korktuğumdur zamanın beni yönlendirmesi.Dökülen yıldızları ben topların.Yaralarını sarar,onarır,yerine geri döndürürüm.Bunun en güzel vakti de,seher değilmidir?Göğün duvağını kaldırdığı biricik zaman.İnanan,güne hakim olandır.Günü,beş kez en hassas yerinden tutup,yüreğinin sarnıcında damıtandır.Kara çalanlar,onu bahtıma çevirenler var.İzin vermemeli buna.Sürekli ak olmalı alnı vaktin ki Yaradan'ın üzerine andiçtiği "asr"ın bir kesitidir o.Şarttır bu,müminin aklanacağı kaçınılamaz güne ak bir zamanı şahit kılmak için.


....



Ey dünya



Başın dönmedi mi hala?



Mustafa İslamoğlu/Bahtımca(üçyüz altmış beşte bir)



Fotoğraf:Molla Aşkı Terası(Eyşan ve Ezel'in mekanı diye ünlensede :),balata düşerse yolunuz..sora sora bulunuz...)



Bir adamı herkes sevmiyorsa sorun yoktur..
NüHa


10 Kasım 2010 Çarşamba

Ne Güzeldi Senin Çılgınlığın..

....
Bir halkın gösterişsiz,sessiz cömertliğinde
ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde
ve her dilde..


Artık kat'iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya'da ve her yerde..(federico Garcia Lorca için Üç Şiir'den)



Düşlerim ve insanların yanıbaşında
sabahlara kadar uyudum....
(O köy yine kendi rüyasında'dan)

Kalbimiz
yenileyecek sonsuzluğunu
ve hızla gelişecek
(Hızla Gelişecek Kalbimiz'den)
söylenir ve yarım kalır
bütün aşklar yeryüzünde
bir kaktüs bol sudan
nasıl çürürse öyle..
(Söylenir'den)
Mavi bir ölümüde taşır
yaz gökleri
güneyde daha çok mavi
aslı daha da çok mavi
ne kadar uzun ve görkemli
ne kadar dişi...
(Kan Yazmak'tan)
Çılgın hüzünlü..
Açlık çoğunluktadır..
Kıştan kalan soğukluk..
Acının Coğrafyası..

Turgut Uyar'dan

ve daha nicesi...
Okurken yazarım çoğunu
bu biraz deli okumasıdır
ama her zaman yazı kalbe iz bırakmayı hep daha fazla becerir okumaktan.
Kitapta Uyar'dan seçme şiirler bulunuyor.Tugay Fişekçi seçmiş.
birçoğu kıyıda köşede kalmış şiirleri günyüzüne çıkarmış.

Buraya kısıtlı bir kısmını yazabildim
itiraf edeyim en güzellerini kendime sakladım :)
Dipnot:
Turgut Beyde mavisever'miş (:

NüHa



26 Ekim 2010 Salı

"Kara Yazılar"



Teşekkürler Yolcu dergisi..
'Kara Yazıları' bize hediye ettiğin için..


Mütevazi olup "kitapçık" dedinizsede bu piyasada kitap niyetine dolaşanlardan daha fazla kitap olmuş.
Yazılar çok bizden ve çok koyu puntolu sesleniyor akleden kalbe.

Bir teşekkürde Hümeyra'ma olsun oda bu kitabı kıt imkanlarla bana hediye eden ikinci kişi :)
Kısaca Atilla İlhan'dan mülhem "Üçüncü şahsın kitabı" m hayırlı olsun :)

Yazarlar Ferhat Kalender ve Nevzat Onmuş'a dua ile..




NüHa'dan dinlediniz..
(:

"Mücadele benim hayatımdır.."*




Balkan savaşları sonucu yenilerek çekilen neferimizin geçtiği yerler belliymiş.Öyle diyor olayı izleyen ingiliz gazeteci."Çünkü" diye ekliyor"geri çekilirken yolda ot namına ne varsa yemişlerdi açlıktan..."

Bu ülkeyi yurt bilip adalet üzere seyr-ü sefer eyleyen nice yiğitler aşkına;sonra yedi diyarda kendinden yedi misli kalabalık mütecavizlere karşı omuz omuza dik duranlar aşkına;kadim bir coğrafyanın onurunu şeref madalyası gibi taşıyan,kalbi Kabe,aklı tevhid,bilincinde Allah ile yaptığı ahid,fevc fevc zalime haddini bildirenler aşkına;var ise ayrılık elbette bir hayr içindir,gayrısı şeytan iğvasıdır diyerek yaratılmışa yaratılandan ötürü kadir kıymet bilenler aşkına;vallahi bir yetim,bir garip,yolda kalmış yahut ezilen var ise dünyanın bir köşeciğinde,rahat uyumak neyimize diyerek bu halini halvet görenler aşkına;kendilerine emanet bildikleri bir ülkenin,bu ülkenin kendilerine ne tür bir sorumluluk ve kimlik yüklediği bilinci ve kararlığı ile yürüyenler aşkına

ÖZGÜRLÜK GÜZELDİR!

Ferhat Kalender(alıntıdır
"Kara yazılar")
*Nelson Mandela

1 Ekim 2010 Cuma

Zaman Akar..Ya İnsan..?




"Toplumumuz insanların kendileriyle mutlu ve barışık yaşamalarına zemin hazırlayan,bu şekilde yaşamalarını öğütleyen bir kültüre sahip değil.Bireyin,'bu kültür bana uymuyorsa,bende ona uymam' diyebilecek kadar güçlü olması gerekiyor".


"Bu sadece yalnızlık.Yalnızlık hissinden korkmuyorum ve o duyguyu bir kenara bırakacağım,çünkü tecrübe edilebilecek daha bir çok duygu var"


"Birbirinizi sevmezseniz yok olursunuz..."

(Prof. Mori)



Tavsiyeleri ciddiye alırmısınız kitap seçimlerinizde bilmiyorum ama ben fazlaca ciddiye alıyorum sanırım..Zaman kaybı kitapların yazıldığına olan inancımdan belkide..


Ve tavsiye üzerine okuduklarım çoğu zaman pişman etmedi tıpkı " Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları"nda olduğu gibi.


Kitap tavsiyesi için Teşekkürler Selahattin Yusuf

:)

Ve ikinci fonumuz Dergah.. gönlümü bir kez daha fethettiği için bir teşekkürde ona..


Cemil Meriç okumaları üzerine yazısıyla "Nihat Dağlı" ve şiirler ile çok güzel bir meşguliyetti..Okumalarımız emeklerine dua niteliği taşısın inşallah..


NüHa