11 Temmuz 2012 Çarşamba
Srebrenitsa.
8 Haziran 2012 Cuma
Hira... Tutunamayanlar..Yorgunluk..
27 Nisan 2012 Cuma
Cuma.
19 Mart 2012 Pazartesi
11 Mart 2012 :)
Takip edenlerimiz bilir
Nisam'ın nam-ı diğer Yeritimli karanfilin bebeği dünyaya geldi geçtiğimiz hafta..
Onun artık "anne" oluşu, yeryüzünde Rabbimizin kadınlara verdiği bu en özel
duyguları tecrübe ediyor oluşu bambaşka anlamlar açtı gönlüme..
"Nereden nereye"diye bir nostalji yapmak gerekseydi gözyaşlarımızı yegane tutamadığımız bir an olurdu bu güzel haber.. :)
Burada şahsi yaşantılarımızdan ne kadar bahsetmesekte, mekanik bir şekilde yaşamıyoruz elbette..
Bloga yazı yazmak haricinde hayata dokunmaktan,tozuna toprağına bulanmaktan her daim nasibdarız.. :)
Her insan kendi tarihini bilmek zorundadır diyordu İsmet Özel..
Bizler doğduğumuz zaman diliminden bağımsız düşünemiyor ve yaşayamıyoruz çünkü..
Ne yazık ki "ben doğarken dünyada neler olup bitiyordu ve yeryüzüne nasıl bir zamanda geldim"
konusunda bir fikrimiz olmadan yaşayıp gidenlerden olduğumuz vakit,
anlamsız ve amaçsız bir neslin de temellerini atmış olduk..
Bu su götürmez gerçeklik böylesine yüzümüze çarpıyorken,
Bir gün kendi tarihini öğrenmek istediğinde bir çocuk gittiği ilk adreslerden kendine yön bulsun istedim..
NüHa teyzesinden bir iz de burada olsun istedim.. :)
Hoşgeldin Nisamın minik yavsuru ..
Sen geldiğinde biz,işte tam buradan bakıyorduk hayata...
3 Mart 2012 Cumartesi
Düşünce Düşlenir*
"....Düşünce ise canı yanar insanın. Yürüyebilmek rutinken, rutini bozulur. Bir uyumsuzluk halidir aynı zamanda düşmek. Rutinden mahrumiyetin adıdır; rutin diye ne varsa hayatta. Hastalık, bir sağlıklı olma rutininin bozulmasıdır mesela. Ve vücudunun farkındalığı için yegane fırsattır. Mahrumiyetler düşme halleriyse hayatta, düşünmek için de fırsatlardır. Düşmeden, ayağımız taşa değmeden düşünmeyeceğizdir. Düşünmek bir tasalanma hali, bir mahrumiyetin giderilmesi çabası ise eğer, mahrumiyetler nimettir. En büyük düşüşümüz (hubut) cennettendir diye iman ediyoruz madem, rutinin orası olduğunu ve dünyada arızî bir hal yaşadığımızı söyleyebiliriz. Düşünerek hayatımızın aslına rûcu etmesine çalışıyoruz bir nevi... "
*Dücane Cündioğlu(bknz Düşünce Düşlenir Kitabı)
**Malcolm(Malik el-Şahbaz)u Rahmetle anıyoruz..
Onlar düşmeseydi, düşmeyi dahi öğrenemeyecektik..
27 Şubat 2012 Pazartesi
Ben başka türlü teşekkür etmeyi öğrenene kadar..
"Gözlerim,gözlerim benim
14 Şubat 2012 Salı
Önce Yap..Sonra Açıklarsın.*
27 Ocak 2012 Cuma
Beyaz Cumamız Hayrolsun..
21 Aralık 2011 Çarşamba
Mim2
-Zahiri görebilme ve batında kalırken suflileşmeme
-Feraset
-Sabır
-istikrar
-İlim
-irfan
- iç huzuru
Allah'lı bir ömür...Dua niyetine olsun :)
Cherryblossom
ve
Hayat Güzeldir(Ebr-i Nisan)'a atıyorum topu :)
...
7 Kasım 2011 Pazartesi
Bayramı Protesto Etmek Niye..
21 Ekim 2011 Cuma
Henry Sen Neden Buradasın*
Dünden beri "facebook,twitter ve türevleri.." gibi adına sosyal paylaşım alanları dediğimiz sanal ortamlardan gerçek ortamlarımıza kadar herkesin ağzından dökülen"şehitler,vatan,millet,askerlik" kavramlarıyla kurulmuş cümlelerimizdi...
Ne sağ ne sol.. her kesimden ve gruptan insanın içine düştüğü, medyanın belirlediği ölçülerde kendine üzüntü ayarı çekme, sadece o günkü gündeme angaje olma durumunu bir türlü içine sindiremeyen, bunun herhangi bir çözümünede katkıda bulunamayan ancak tabloyu uzaktan rahatsız olarak izleyenlerden biriyim..
Bugün 26 şehit için duygusallıkla dolu hamasi söylemlerle ayağa kalkanlar dün aynı hassasiyeti(!) Filistin için, Somali için göstermiş ve bir kaç haftalık süren bir gündem oluşturmadan sonra unutup gitmişti..
Oysa ne ilkti bu yaşananlar ne de son..
Samimiyetimiz mi azaldı yoksa samimiyetin rant sağlamadığına olan inancımız mı arttı diye düşünürken..gündemin belirlediği yerde olmayanlara, "Henry Sen Neden Buradasın" diye soranlar olacaktır elbet...
Bu git-gelli düşüncelerin arasında Fatma Barbarosoğlu'nun bugün kaleme aldığı yazısı sadra şifa niteliğinde "Waldo Sen Neden Burada değilsin"* diye soruyordu..
*Soru gibi gözüken cümleler İsmet Özel Kütüphanesinden..
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Tahrik...
.............
Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik
şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu
Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza
peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu
yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
kovulduk ölümün geniş resimlerinden.
Efsanelerden kovulduk
kan ve demir kelimeleri söyleyince
elbiseler içindeyiz, şehrin içinde
önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı
kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok
altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan
.....................
Biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.
İsmet Özel
Şairin dediği gibi belkide..
Şairin ardı sıra..
18 Ağustos 2011 Perşembe
1 Haziran 2011 Çarşamba
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Bir Hira Ayazından..

bir kere olsun "ey iman edenler iman ediniz" ayetini düşünüp sınırı beklenecek bir imanın nasıl olduğuna dair bir soruyu soramamıştık..
"İman ettim mi ?ben müslümanmıyım ?ben iyimiyim?"deme gereği hissetmemiş, "iman aramaktır" diyenleri duymamıştık...Karşımıza geçenler "ey iyiler topluluğu" diye sesleniyordu, biz iyi.. "Ey müslümanlar" diyordu, biz müslüman olduğumuzu sanıyorduk...Ötekiler diye birileri vardı..İman etmeyen,kötü,ahlak yoksunu..bizse bildiklerimizden ve anladıklarımızdan hep emin, hep mutmain ve ötekilerin üzerinden huzuru yakalamış bir din algısı ile,hakikati aramaya dair işaret olucak tüm sorularımızı,buhranlarımızı, bunalımlarımızı kaybetmiş..susmuştuk..
En kötüsü de "emindik" artık şüphe etmeyi haddi aşmak olarak görüyorduk da hz. Ömer'in münafıklar listesini neden merak ettiğini sormuyorduk...
Eminlik zannımız olmuştu bizi içimizden çökerten,emin olmadığımız onca şey üzerine mış gibi yaparken,dışımıza yaptığımız yatırımda bir taşlık canımız kaldığını göremiyorduk...
Şeriati ;"bütün bildiklerimden şüphe edicek kadar imanımı artır" dediğinde biz çoktan iman etmeyi huzurla eşlemiş..Huzur islamdadır'ı hazla yer değiştirmiştik.. İslam diye öğrendiğimiz şeyin tüm argümanlarını başkalarına okumak için kullanıyorduk artık..Ötekiler duysun istiyorduk.. Ötekiler rahatsız olsun..Meydanlardan dönenlerimiz attığı sloganların sadra şifa olmadığını görüyordu da aynı argümanların bizde neden hayat bulmadığını soramıyordu.."Anladığımızı sandığımız gerçekte anladığımızmıydı?" bir kere olsun kibrin bu yapışkan örtüsünü aralayamıyorduk..Acabalarımızı cümlelerimizden atalı hayli olmuştu..
"Ben şahitlik ederim........." dememizi istesede Rabbimiz "ben" ile başlayan bu cümlenin öznesi olduğumuzu çoktan unutmuş..unutturulmuştuk...Öteki üzerinden kendimizi tanımlamayı istiyorduk böylesi daha kolaydı çünkü daha acısız ,daha zahmetsiz, daha mutlu...ötekinin varlığına hapsedilmiş bir benlikte " özgürlüğü" ağzımıza alacak kadar gafil üstelik..
Ötekine vuruyor..Öteki üzerine oynuyor..Ötekini suçluyorduk..
"Ben iyiyim çünkü kalbim iyiliği seviyor" yerine "ben iyiyim çünkü diğerleri kötü" diyecek kadar düşmüştük..
Artık ötekilerin kötülüğü kadar iyi...Ötekilerin isyanı kadar mümindik..
Uykumuzun derininden kırılan can kırıklarımızla irkildik.. dökülüyorduk bir bir..
Maskelerin ardına sakladığımız Ben'imiz işaret ediliyordu çünkü..Yüzleşmek istemiyorduk ama çıplak kalıyordu ruhumuz kırılırken vitrinlerimiz..Bu hikaye senin diyordu..Ötekilerin örtülerine bürüdüğümüz ben'imizin üzerine elini uzatıyordu..aynalarla dolu bir oda da yalnız kalıyorduk..Hakikat, söylediğin tüm o sloganlardan daha yalın ve acımasızdır derken yüzleştiğimiz hayatlarımız bizi ilk kez böylesine rahatsız ediyordu..
Şimdi unuttuğu soruları tekrar hatırlayan,yüreğinin altüstlüğünü ilk kez korkmadan itiraf edebilen..Ötekilerinin kelepçelerini çözmeyi isteyen,aynalarının acımasızlığıyla durmadan yüzleşmek isteyen...Yalnızlığı kalabalıkların arasında yüreğine erdem bilen.. bir avuç yolcu..başımızı ellerimizin arasına alıp dönüyorduk evlerimize..
Giderken yolun çoğunu yürüdüğünü sanan biz..yürüdüğümüzü sandığımız yolun başına dönmeyi istiyorduk ilk kez;
Ve bizim hakikatimiz buradan başlıyordu..İlk kez aynaya doğru dönüp "Ben" kimim..? diyorduk..
NüHa
10 Mayıs 2011 Salı
Yine Geldik..
Selamun aleykummm...:)
*bknz.İnsanın dört zindanı
**bknz.Ölümün dört rengi
28 Şubat 2011 Pazartesi
O Adam'lar..
".....Bugün, bu ülkede ve birçok ülkede, iğreti duran, aşağılanarak bakılan, adam yerine konmayan, değersiz atfedilen, sistemler tarafından ezilmeye çalışılan “dininde diyanetinde, yolunda evinde” olan o adama “sana ne?!” demek yerine, kerhen de olsa “sen ne düşünüyorsun?” diye soruyorlarsa rahmet-i Rahman’a ulaşan Erbakan Hoca’nın büyük katkısı vardır.Daha fazla ne yazabilirim ki?!
Bugün konuşma hakkı hiçbir siyaside ya da jakobende ya da stratejistte ya da raporlar tutanlarda değil; o adamda, adam yerine konulmayan adamda olmalı. Hani, devlet dairesine girerken, sokakta yürürken “öcü” gibi görülen adamda.
Çünkü, asıl o üzüldü bugün!" (zeki bulduk)
Bugün gündem haklı olarak sadece Erbakan hocanın vefatıydı..birçok yazınsal ve görsel medya Erbakan Hoca'ya yer vermişti..Konuşmaya hakkı olan olmayan..ama benim içime en çok sinen yazıyı Zeki Bulduk kaleme almıştı daha dün..Bu ülkede "Erbakan" gerçeği bundan ibaretti çünkü..
Bizler yazıda geçen "O adam" değilsek bile o adam olan ailelerin çocuklarıyız 18 Eylül'de de 28 Şubat'ta da müslüman olarak yaşamanın bedelini ödeyen o adamların..Erbakan hoca'nın açmış olduğu o yoldan bugün herbirimiz yürüyoruz... müslüman olarak bir nebze daha rahatsak bu ülkede birazda onların bize bırakmadığı bedellerdendir..minnet borcumuz bu yüzdendir..
Rabbim Rahmetiyle muamele etsin
Biz Razıydık O'da razı olsun inşallah..
24 Şubat 2011 Perşembe
'Bir yabancıdan daha yabancı yaşıyorum..'
"Dürüsüt bir insanım Milena.Esaretin izin verdiği kadar dürüst..Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende.Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana.Her şeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim.Sadece geleceğimi değil,geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım.Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor.Palto giymeye üşenirken,bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben.Franz Kafka "
Başkasına ait mektuplar,okundukça arka bahçeden kaçan çocukların kapıldığı hisler gibidir..dokunulmamış gizemli bir dünyaya açılan kapı gibi.. oysa varolan herşeye el değmiştir çoktan..yinede onları okumak sevimli bir aldanıştır.
Hatıratlar, günceler ve mektupları hep sevmişimdir bu yüzden.Sevdiğiniz veya beğendiğiniz birini herkesten farklı tanımak için en güzel yoldur bu.
En son Kafka'nın hayatının son iki yılında yazdığı mektupların bulunması üzerine basılan bir kitabı - ki onun mektupları meşhurdur daha önce sevgilisi Milena'ya yazdıklarının bir kısmını okumuştum- sahaflarda bulunca orda bırakamazdım tabiki:) Kalem tutarken dahi olan bir adamın hayatını okumak ve okudukça insana dair tüm tezahürleri onun üzerinde görmenin nasıl farklı bir duyguya tekabül ettiği bilmem tarif edilirmi.. :)
Bazen çok küçük ayrıntılar dahi onun ruh dünyasını tanımaya yardımcı olabiliyor..Mesela onun bu denli para sıkıntısı çektiğini hatta ailesinin gönderdiği yiyecekler ile hayatını sürdüren biri olduğunu bilmiyordum..
Yukarıdaki mektubunu Kafka sevgilisi Milena'ya yazıyor.Henüz gençlik yılları,kendini her daim eleştirmekten çekinmeyen yapısıyla bir parçada bu yüzden "Kafka" olmayı hakediyor ve tüm yazdıklarını değersiz gören bir adam olarak şu sözleri söylemekten çekinmiyor;
"Ben yalnızlığımın söz konusu belgelerini yok edecek gücü gösterememişimdir"
ve nitekim dostu Max Brod tüm yazılarını yayımlayarak Kafka'yı Alman Edebiyatına armağan ediyor..
öylesine yazdığınız yazıların ve daha kötüsü mektupların günün birinde tüm insanlığa mal olacağını hiç düşündünüzmü ?
Max Brod ruhlu dostlara sevgilerle :)
NüHa
16 Şubat 2011 Çarşamba
Yazıldığı Gibi Okunmuyor..

Evet yanıbaşımızda bir tarih yazılıyor ama biz bu tarihin neresindeyiz yada neresinde durmalıyıza dair hiçbir fikrimiz yok..Çözümlemenin bu kadar zor ve meselelerin birbirine bu denli girift olduğu bir çağda yaşamak eğer "iman" gibi bir iddiaya sahip değilse insanı karamsarlıktan,umutsuzluktan başka birşeye sürüklemez..
Biliyorum onlar üzerlerine düşeni söylemek zorunda "rahatsız etmek"onların görevi ve bu sebeple iyiki varlar.. fakat bende elimden gelenin en iyisi olan duayı etmek zorundayım..
Olursam bir gün duygularımın kurbanı olacağımdır bende ..
4 Şubat 2011 Cuma
Tahrir'e giden yol..
"Konfiçyüs Thai Dağı'nın eteklerinde gezinirken ağlayan bir kadın görür.Öğrencilerinden Tze-Lu,kadının yanına giderek neden ağladığını sorar.Kadın;"Çok acı çekiyorum.Bu çevrede bir kaplan var,önce kaynatamı parçalayıp yedi.Sonra kocamı,şimdi de oğlumu öldürdü" der.
Konfiçyüs söze karışır ve "Öyleyse niçin başka bir yere gitmiyorsun?"diye sorar.
Kadın şu ilginç yanıtı verir;"Çünkü burada insanlara baskı yapan bir Devlet yok!"
O zaman bilge Konfiçyüs öğrencilerine şunları söyler;
"Kadıncağız haklı çocuklarım.Baskı yapan devletler kaplandan daha korkunçtur,bunu hiç unutmayınız!!"
Bugün Mısır'ın soylu direnişçilerinin Tahrir Meydanında atacağı son ve en kuvvetli çığlığın günü..
Duamız odur ki yalnız Hüsnü Mübarek(!) değil onunla birlikte 30'u aşkın yıldır devam eden bu lanet rejimde yerle bir olsun..İstiyoruz ki kuklaları ellerinde tutanlar da kahrolsun.
Kim Dünyaya hakim olmak istemişte gözünü önce Mısır'a dikmemiş..Rabbim Mısır'ı bu ümmete bağışlasın...Müslüman kardeşler(ihvan-ı Müslimin)'in ve soylu mısır halkının direnişi kutlu olsun.
"Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim" *










