Laf Aramızda Kalmasın.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Laf Aramızda Kalmasın.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Srebrenitsa.






(11 Haziran 1995)
Bugün günlerden Srebrenitsa.

“...Düşmanlarımız sadece tek bir ırk tanıyorlar; kendi ırkları, tek bir din tanıyorlar; kendi dinleri, tek bir siyasi parti tanıyorlar; kendi partileri. Kendilerinden olmayan ne varsa onlar açısından yok edilmeye mahkumdur...” Aliya İzzetbegoviç


17 yıl
ne birleşmiş milletlerin alçakça tavrını unutturmaya yeter
ne de katil sırp ordusunun soysuzluğunu unutturmaya.

Selamların ve duaların en güzeli geçiyor gönlümden
 Bilge kral Aliya'ya ve onun yiğit halkına

NüHa


8 Haziran 2012 Cuma

Hira... Tutunamayanlar..Yorgunluk..





Yoğun bir haftanın sıcak ve yorgun cuma akşamından sevgilerle...


Bu aralar Turgut Uyar'ın "Çok Üşümek"ini "Çok Yorulmak"a mı? uyarlasam diyorum :)

"Çok yorulduk hep yorulduk yorulmaktı bütün yaşadığımız
Yoruldu ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız"

Böylesi içime sinmesede benden haber vermiş olur hiç değilse.
Bloga yazamamak, yazmaktan daha zahmetli ve stresli bir şey.
Tıpkı başlanıp da bitirilememiş kitapların, hiç başlanmamış kitaplardan daha korkutucu olması gibi..


Konu şu ki;
Geçen akşam Kafa Dengi'nde Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar" romanı üzerinden "gerçek tutunamayanlar" konuşuldu.. birçok isim verildi izleyenler tarafından, herkes kendince bir tutunamayan tanıyordu elbet.. ancak Selahattin Yusuf birçoğunu onaylamadı.Onun tutunamayanlar'a dair yaptığı tanımlama şuydu; "Bir kader olarak yoksul ve yalnız olanlar değil bilakis kendi kader okuyuşunu yoksulluğa ve yalnızlığa  çevirenler...bile isteye bunu seçenler.. Cihangir de bir apartman dairesinin en üst katında tek başınalığı seçmiş olanlar..Aşiyanda yalnız yürüyenler.." tam olarak cümle bu olmasada bu kabilden bir cümleyle izah etti.
Bunun üzerinden düşündüğümüzde Müslümanların cemaat anlayışına ters bir o kadarda yakın bir tutunamamak gibiydi bu..Tek başına kalmak ve inziva hali hiç kınanmamıştı bugüne dek.
Bu konuyu müslümanlara uyarlamak gibi bir derdim yok ancak müslüman oluşumun bir gereği olarak ayağımın sağlam bastığı yerden okumalıyım olayları.

Bu tutunanamak da birşeylere başkaldırıydı elbet bir derdin varoluşunun deliliydi.Umursanmamaktan öte bir yerde dibine kadar umursanacak birşeylerin oluşuydu.

Zihnime onlarca isim birden düştü program boyunca
Ali Şeriati ilk aklıma gelenlerden oldu..O da gerçek bir tutunamayandı orası kesin
daha gerilere gidince zihnim yine Hira'ya ve peygambeliğin ilk günlerine gitti.

Bu eksiklik insanı merak deryasına salıyor sanki
Halâ Hira üzerine birşeyler yazılmadı ve okumadık.
Oysa ilk ışık oradan yükseldi.
 biz tutunmayı öğrendik.

NüHa



"Bir kalır uzun duvarlar ve onların dipleri
Bir kalır yılgın adamların hep ‘Evet’ dedikleri"(turgut Uyar)





27 Nisan 2012 Cuma

Cuma.






"Birşey gelse bize gülerek gelse
Eğilsek içine susamış gibi,
Bütün perdelerin çekildikleri ülke
Gökten üstümüze karla karışık yağan
Cumalar cumartesiler bir de perşembe.."
İbrahim Tenekeci
(ışıklandırma çalışmaları)


hayırlıdır cuma
talip olursan sen hayra..



19 Mart 2012 Pazartesi

11 Mart 2012 :)


Takip edenlerimiz bilir
Nisam'ın nam-ı diğer Yeritimli karanfilin bebeği dünyaya geldi geçtiğimiz hafta..
Onun artık "anne" oluşu, yeryüzünde Rabbimizin kadınlara verdiği bu en özel
duyguları tecrübe ediyor oluşu bambaşka anlamlar açtı gönlüme..
"Nereden nereye"diye bir nostalji yapmak gerekseydi gözyaşlarımızı yegane tutamadığımız bir an olurdu bu güzel haber.. :)

Burada şahsi yaşantılarımızdan ne kadar bahsetmesekte, mekanik bir şekilde yaşamıyoruz elbette..
Bloga yazı yazmak haricinde hayata dokunmaktan,tozuna toprağına bulanmaktan her daim nasibdarız.. :)

Her insan kendi tarihini bilmek zorundadır diyordu İsmet Özel..
Bizler doğduğumuz zaman diliminden bağımsız düşünemiyor ve yaşayamıyoruz çünkü..
Ne yazık ki "ben doğarken dünyada neler olup bitiyordu ve yeryüzüne nasıl bir zamanda geldim"
konusunda bir fikrimiz olmadan yaşayıp gidenlerden olduğumuz vakit,
anlamsız ve amaçsız bir neslin de temellerini atmış olduk..

Bu su götürmez gerçeklik böylesine yüzümüze çarpıyorken,
Bir gün kendi tarihini öğrenmek istediğinde bir çocuk gittiği ilk adreslerden kendine yön bulsun istedim..

NüHa teyzesinden bir iz de burada olsun istedim.. :)
Hoşgeldin Nisamın minik yavsuru ..
Sen geldiğinde biz,işte tam buradan bakıyorduk hayata...

NüHa

3 Mart 2012 Cumartesi

Düşünce Düşlenir*





Sürekli bir Ayakta Kalışı Kutsayanlara İthaf Olunur...

"....Düşünce ise canı yanar insanın. Yürüyebilmek rutinken, rutini bozulur. Bir uyumsuzluk halidir aynı zamanda düşmek. Rutinden mahrumiyetin adıdır; rutin diye ne varsa hayatta. Hastalık, bir sağlıklı olma rutininin bozulmasıdır mesela. Ve vücudunun farkındalığı için yegane fırsattır. Mahrumiyetler düşme halleriyse hayatta, düşünmek için de fırsatlardır. Düşmeden, ayağımız taşa değmeden düşünmeyeceğizdir. Düşünmek bir tasalanma hali, bir mahrumiyetin giderilmesi çabası ise eğer, mahrumiyetler nimettir. En büyük düşüşümüz (hubut) cennettendir diye iman ediyoruz madem, rutinin orası olduğunu ve dünyada arızî bir hal yaşadığımızı söyleyebiliriz. Düşünerek hayatımızın aslına rûcu etmesine çalışıyoruz bir nevi... "

İzzet Semra Bilici



 
*Dücane Cündioğlu(bknz Düşünce Düşlenir Kitabı)
**Malcolm(Malik el-Şahbaz)u Rahmetle anıyoruz..
Onlar düşmeseydi, düşmeyi dahi öğrenemeyecektik..
 


27 Şubat 2012 Pazartesi

Ben başka türlü teşekkür etmeyi öğrenene kadar..


Öyle yorgun düşüyor ki kelimeler anlaşılmak uğruna
bazen sadece bir tutam şiir diliyorum gönlüme
Yalnız benim anladığım..
Yalnız beni anlayan...
...
Gel de kur şu içimdeki cümleyi diye çağırıyorum onu
...
Sonra yine aynısı oluyor..
bir şair çıkıyor;
"Gözlerim,gözlerim benim
   denizi ilk defa gören bir çocuğun
       birdenbire yaşlanması neyse öyle.."*
diyor
...

Susuyorum
kimse bilmiyor
 içimdeki bir nefes sonsuza uğurlanıyor


NüHa


Not:Kitaplar blogumun gelecek müktesabatını biriktirdiğimi göstermiş bulunuyor. :)
Şimdi uzun uzun onların bana geliş hikayesini anlatmak vardı ama denedim yine olmadı..


*Edip Cansever(bknz.ben Ruhi Bey Nasılım)

14 Şubat 2012 Salı

Önce Yap..Sonra Açıklarsın.*




Kandinsky...Önündeki tablonun ters olduğunu anlamayarak çığır açan düşünceler edinen,
Soyut Resmin Ustası...

Uyumsuzluğun olduğu yerde hayat vardır'ı doğrularcasına...
Tersinden bakmazsan bazen nefessiz kalırsın dercesine
...

NüHa



*ismet Özel
Müzik:Murat Yılmaz Yıldırım"Avare"


27 Ocak 2012 Cuma

Beyaz Cumamız Hayrolsun..



Günlerden Cuma
İstanbul da gözleri kamaştıran bir beyazlık
....
çok güzel oldu..Çok güzel olmuş...
Mikail'ine selam olsun
Hamd ve Şükür sanadır Allah'ım
...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Mim2



Mim'leri genelde pas geçiyordum,
Pek kişisel bir blog yazmadığımı düşündüğümden..
 bu mim konusu o sebeple strese sokuyor sanki beni..

Sevgili Abheri beni mimlemiş; blogdaşımı es geçmek istemedim..
Ennihayetinde sadece yazıya gönül vermiş kaç bloguz şunun şurasında :)

Yeni yıldan beklentileriniz nedir? miş Mim'in konusu

Yeni yıl diye bir kavramımız olmadıki içini dolduralım diyeceğim..çok arabesk olacak :)

Yeni yıl'dan değil de Rabbimizin ahir ömrümüzde önümüze çıkaracağı tüm zaman dilimlerinde

-Niyeti her daim tazeleme kuvveti
-Masumiyetin insan oğlunun karı olmadığı bilinci
-Zahiri görebilme ve batında kalırken suflileşmeme
-Feraset
-Sabır
-istikrar
-İlim
-irfan
- iç huzuru
Allah'lı bir ömür...Dua niyetine olsun :)

Şimdi adet olduğu üzere benimde birilerini mimlemem gerekiyor..
Cherryblossom
ve
Hayat Güzeldir(Ebr-i Nisan)'a atıyorum topu :)
...







7 Kasım 2011 Pazartesi

Bayramı Protesto Etmek Niye..



Bayramsa Bayramınız Kutlu olsun" mesajları alıyorum...
Evet !Bayram
ve Kutlu Elhamdülillah
.....

Rabbin haram etmediğini kendine haram edenler Tahrim Suresiyle hiç hasbihal etmezler mi...
Bugün Bayram..
Yersiz umutsuzluklar ve ajiteler yerine bir nebze umud etme ve şuur günü..
Cennetin provası olan bayramları idrak etmek duası ile..

Hayırlı Bayramlar..

NüHa


21 Ekim 2011 Cuma

Henry Sen Neden Buradasın*



Dünden beri "facebook,twitter ve türevleri.." gibi adına sosyal paylaşım alanları dediğimiz sanal ortamlardan gerçek ortamlarımıza kadar herkesin ağzından dökülen"şehitler,vatan,millet,askerlik" kavramlarıyla kurulmuş cümlelerimizdi...

Ne sağ ne sol.. her kesimden ve gruptan insanın içine düştüğü, medyanın belirlediği ölçülerde kendine üzüntü ayarı çekme, sadece o günkü gündeme angaje olma durumunu bir türlü içine sindiremeyen, bunun herhangi bir çözümünede katkıda bulunamayan ancak tabloyu uzaktan rahatsız olarak izleyenlerden biriyim.. 
Bugün 26 şehit için duygusallıkla dolu hamasi söylemlerle ayağa kalkanlar dün aynı hassasiyeti(!) Filistin için, Somali için göstermiş ve bir kaç haftalık süren bir gündem oluşturmadan sonra unutup gitmişti..
Oysa ne ilkti bu yaşananlar ne de son..

Samimiyetimiz mi azaldı yoksa samimiyetin rant sağlamadığına olan inancımız mı arttı diye düşünürken..gündemin belirlediği yerde olmayanlara, "Henry Sen Neden Buradasın" diye soranlar olacaktır elbet...

Bu git-gelli düşüncelerin arasında Fatma Barbarosoğlu'nun bugün kaleme aldığı yazısı sadra şifa niteliğinde "Waldo Sen Neden Burada değilsin"* diye soruyordu..

Herkes Olması gereken Yerde mi?...
NüHa
                                                       
*Soru gibi gözüken cümleler İsmet Özel Kütüphanesinden..

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Tahrik...





.............

Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik
şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde
külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu
Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza
peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu
yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
kovulduk ölümün geniş resimlerinden.
Efsanelerden kovulduk
kan ve demir kelimeleri söyleyince
elbiseler içindeyiz, şehrin içinde
önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı
kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok
altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde
eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan

.....................

Biliniyor
bizim mahsustan yaşadığımız
biliniyor
şarkıların sırası bizde
biliniyor
hayat bizden razıdır
biliniyor
otların sarardığı yerlerde güneş
kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.


İsmet Özel



Şairin dediği gibi belkide..


Uykularımızdan fesleğen kokularının çekilmesiyle başladı herşey..


Şehri giyinmeyi öğrendik ilkin ve temizyüzlü(!) çocuklar yetiştirmeyi..


sonra varolmayı ben'liğimize değil ötekinin yokluğuna atfettik


suni öfkelerimizin hedefine "modern" dedik ...bitiremedik..





Film vizyona girmeden


Niçin? demeyi becerebilseydik...


Akla ziyan İzmlerin hangi 'boşluğumuzun' yerine göz koyduğunu bilirdik..





NüHa
Şairin ardı sıra..

18 Ağustos 2011 Perşembe

Onların söze karnı tok..


Hepimiz ne yapacağımızı biliyoruz artık

Öyleyse sadece yapalım..



1 Haziran 2011 Çarşamba

Dertli Bir Ruh'a Dokununca...

İnsan dünyaya kendi ben'iyle savaşmak için gönderilmişti oysa; "Bizler uyduruktan savaşların adamıyız"(semra bilici)






Anlamak yoruyor..

müsriflikten korkuyorum..

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Bir Hira Ayazından..

















Bugüne dek bize imanın sınırlarında beklememizi öğütlemişlerdi de
bir kere olsun "ey iman edenler iman ediniz" ayetini düşünüp sınırı beklenecek bir imanın nasıl olduğuna dair bir soruyu soramamıştık..

"İman ettim mi ?ben müslümanmıyım ?ben iyimiyim?"deme gereği hissetmemiş, "iman aramaktır" diyenleri duymamıştık...Karşımıza geçenler "ey iyiler topluluğu" diye sesleniyordu, biz iyi.. "Ey müslümanlar" diyordu, biz müslüman olduğumuzu sanıyorduk...Ötekiler diye birileri vardı..İman etmeyen,kötü,ahlak yoksunu..bizse bildiklerimizden ve anladıklarımızdan hep emin, hep mutmain ve ötekilerin üzerinden huzuru yakalamış bir din algısı ile,hakikati aramaya dair işaret olucak tüm sorularımızı,buhranlarımızı, bunalımlarımızı kaybetmiş..susmuştuk..

En kötüsü de "emindik" artık şüphe etmeyi haddi aşmak olarak görüyorduk da hz. Ömer'in münafıklar listesini neden merak ettiğini sormuyorduk...
Eminlik zannımız olmuştu bizi içimizden çökerten,emin olmadığımız onca şey üzerine mış gibi yaparken,dışımıza yaptığımız yatırımda bir taşlık canımız kaldığını göremiyorduk...

Şeriati ;"bütün bildiklerimden şüphe edicek kadar imanımı artır" dediğinde biz çoktan iman etmeyi huzurla eşlemiş..Huzur islamdadır'ı hazla yer değiştirmiştik.. İslam diye öğrendiğimiz şeyin tüm argümanlarını başkalarına okumak için kullanıyorduk artık..Ötekiler duysun istiyorduk.. Ötekiler rahatsız olsun..Meydanlardan dönenlerimiz attığı sloganların sadra şifa olmadığını görüyordu da aynı argümanların bizde neden hayat bulmadığını soramıyordu.."Anladığımızı sandığımız gerçekte anladığımızmıydı?" bir kere olsun kibrin bu yapışkan örtüsünü aralayamıyorduk..Acabalarımızı cümlelerimizden atalı hayli olmuştu..



Artık "İslam" bizde heyecanı yitik ve umudumuzu harlamayan bir işlevsizlikti..Eylemlerimizi kaybettirmişti bu çarpık algı biçimi..Ötekileri suçlarken Aklımızı kutsadık ilk..Anladık dedik söylenenin anladığımız olduğuna inanarak..Vahyi bize inzal olmuş gibi okumak iddiasını güdüyorduk ama vahyi başkalarına okumaktan ayetlerle vurmaktan ne büyük haz duymaya başlamıştık..Benliğimiz susuzluktan ölüyordu oysa..

"Ben şahitlik ederim........." dememizi istesede Rabbimiz "ben" ile başlayan bu cümlenin öznesi olduğumuzu çoktan unutmuş..unutturulmuştuk...Öteki üzerinden kendimizi tanımlamayı istiyorduk böylesi daha kolaydı çünkü daha acısız ,daha zahmetsiz, daha mutlu...ötekinin varlığına hapsedilmiş bir benlikte " özgürlüğü" ağzımıza alacak kadar gafil üstelik..

Ötekine vuruyor..Öteki üzerine oynuyor..Ötekini suçluyorduk..
"Ben iyiyim çünkü kalbim iyiliği seviyor" yerine "ben iyiyim çünkü diğerleri kötü" diyecek kadar düşmüştük..
Artık ötekilerin kötülüğü kadar iyi...Ötekilerin isyanı kadar mümindik..


..............



Ve biri, eline maskeleri paramparça eden o taşı aldı bir gün..
Uykumuzun derininden kırılan can kırıklarımızla irkildik.. dökülüyorduk bir bir..
Maskelerin ardına sakladığımız Ben'imiz işaret ediliyordu çünkü..Yüzleşmek istemiyorduk ama çıplak kalıyordu ruhumuz kırılırken vitrinlerimiz..Bu hikaye senin diyordu..Ötekilerin örtülerine bürüdüğümüz ben'imizin üzerine elini uzatıyordu..aynalarla dolu bir oda da yalnız kalıyorduk..Hakikat, söylediğin tüm o sloganlardan daha yalın ve acımasızdır derken yüzleştiğimiz hayatlarımız bizi ilk kez böylesine rahatsız ediyordu..


Şimdi unuttuğu soruları tekrar hatırlayan,yüreğinin altüstlüğünü ilk kez korkmadan itiraf edebilen..Ötekilerinin kelepçelerini çözmeyi isteyen,aynalarının acımasızlığıyla durmadan yüzleşmek isteyen...Yalnızlığı kalabalıkların arasında yüreğine erdem bilen.. bir avuç yolcu..başımızı ellerimizin arasına alıp dönüyorduk evlerimize..

Giderken yolun çoğunu yürüdüğünü sanan biz..yürüdüğümüzü sandığımız yolun başına dönmeyi istiyorduk ilk kez;
Ve bizim hakikatimiz buradan başlıyordu..İlk kez aynaya doğru dönüp "Ben" kimim..? diyorduk..



Biz rahatsızdık ama "hakikat duyduğunda seni rahatsız ediyorsa yürünecek daha çok yolun vardır" demiyormuydu yola erken çıkan.



Artık

Yürünecek

yolda bir 'ben' vardı..



Mayıs/2011/İznik gölü
NüHa

10 Mayıs 2011 Salı

Yine Geldik..

Selamun aleykummm...


:)


Nerede kalmıştık değil, nereden başlamalı daha doğru sanırım..kaldığımız yeri dahi unutturucak kadar hızlı ve hoyratça bir hayatın içinde salınıyoruz zira..Kimsenin durup düşünmeye,susup dinlemeye ayıracak zamanı kalmamışken bu tarz bir blogda yazmak pek makul gözükmeyebilir ama yazmanın kimseye ayarlı bir iş olduğunu düşünmeyenler ancak buraların kıymetini bilip hak verebilir.


Buhurumavi'yi wordprrss'e aktardığımdan beri mülteci kampında gibi hissediyordum kendimi.


Mekan zincirini kıramayanlardanım* yeşil ölemeyenlerdenim** :) diye içten içe hayıflansamda birçok kişinin oraya angaje olamadığı da bir gerçekti..


Neyse blog,buraları özledim kısacası...buhurumavi 'nin yazı serüvenide,anlamı da başkadır bilirsin..

Başkalaştıranlara minnet ve şükranlarımla :)



NüHa



*bknz.İnsanın dört zindanı
**bknz.Ölümün dört rengi

28 Şubat 2011 Pazartesi

O Adam'lar..

".....Bugün, bu ülkede ve birçok ülkede, iğreti duran, aşağılanarak bakılan, adam yerine konmayan, değersiz atfedilen, sistemler tarafından ezilmeye çalışılan “dininde diyanetinde, yolunda evinde” olan o adama “sana ne?!” demek yerine, kerhen de olsa “sen ne düşünüyorsun?” diye soruyorlarsa rahmet-i Rahman’a ulaşan Erbakan Hoca’nın büyük katkısı vardır.

Daha fazla ne yazabilirim ki?!

Bugün konuşma hakkı hiçbir siyaside ya da jakobende ya da stratejistte ya da raporlar tutanlarda değil; o adamda, adam yerine konulmayan adamda olmalı. Hani, devlet dairesine girerken, sokakta yürürken “öcü” gibi görülen adamda.

Çünkü, asıl o üzüldü bugün!"
(zeki bulduk)

Bugün gündem haklı olarak sadece Erbakan hocanın vefatıydı..birçok yazınsal ve görsel medya Erbakan Hoca'ya yer vermişti..Konuşmaya hakkı olan olmayan..ama benim içime en çok sinen yazıyı Zeki Bulduk kaleme almıştı daha dün..Bu ülkede "Erbakan" gerçeği bundan ibaretti çünkü..

Bizler yazıda geçen "O adam" değilsek bile o adam olan ailelerin çocuklarıyız 18 Eylül'de de 28 Şubat'ta da müslüman olarak yaşamanın bedelini ödeyen o adamların..Erbakan hoca'nın açmış olduğu o yoldan bugün herbirimiz yürüyoruz... müslüman olarak bir nebze daha rahatsak bu ülkede birazda onların bize bırakmadığı bedellerdendir..minnet borcumuz bu yüzdendir..

Rabbim Rahmetiyle muamele etsin
Biz Razıydık O'da razı olsun inşallah..


NüHa

24 Şubat 2011 Perşembe

'Bir yabancıdan daha yabancı yaşıyorum..'

"Dürüsüt bir insanım Milena.Esaretin izin verdiği kadar dürüst..Bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende.Huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana.Her şeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim.Sadece geleceğimi değil,geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım.Dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor.Palto giymeye üşenirken,bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben.

Franz Kafka "

Başkasına ait mektuplar,okundukça arka bahçeden kaçan çocukların kapıldığı hisler gibidir..dokunulmamış gizemli bir dünyaya açılan kapı gibi.. oysa varolan herşeye el değmiştir çoktan..yinede onları okumak sevimli bir aldanıştır.

Hatıratlar, günceler ve mektupları hep sevmişimdir bu yüzden.Sevdiğiniz veya beğendiğiniz birini herkesten farklı tanımak için en güzel yoldur bu.

En son Kafka'nın hayatının son iki yılında yazdığı mektupların bulunması üzerine basılan bir kitabı - ki onun mektupları meşhurdur daha önce sevgilisi Milena'ya yazdıklarının bir kısmını okumuştum- sahaflarda bulunca orda bırakamazdım tabiki:) Kalem tutarken dahi olan bir adamın hayatını okumak ve okudukça insana dair tüm tezahürleri onun üzerinde görmenin nasıl farklı bir duyguya tekabül ettiği bilmem tarif edilirmi.. :)

Bazen çok küçük ayrıntılar dahi onun ruh dünyasını tanımaya yardımcı olabiliyor..Mesela onun bu denli para sıkıntısı çektiğini hatta ailesinin gönderdiği yiyecekler ile hayatını sürdüren biri olduğunu bilmiyordum..

Yukarıdaki mektubunu Kafka sevgilisi Milena'ya yazıyor.Henüz gençlik yılları,kendini her daim eleştirmekten çekinmeyen yapısıyla bir parçada bu yüzden "Kafka" olmayı hakediyor ve tüm yazdıklarını değersiz gören bir adam olarak şu sözleri söylemekten çekinmiyor;

"Ben yalnızlığımın söz konusu belgelerini yok edecek gücü gösterememişimdir"

ve nitekim dostu Max Brod tüm yazılarını yayımlayarak Kafka'yı Alman Edebiyatına armağan ediyor..


öylesine yazdığınız yazıların ve daha kötüsü mektupların günün birinde tüm insanlığa mal olacağını hiç düşündünüzmü ?


Max Brod ruhlu dostlara sevgilerle :)


NüHa

16 Şubat 2011 Çarşamba

Yazıldığı Gibi Okunmuyor..



"Bir gülün açılması devrimdir..."* diye başlayan mısralardaki eylemi görmeyecek kadar uykuda geçirdiğimiz bir zaman diliminden sonra İslam topraklarındaki sessizliğin bozulmasını heyecan ile izlerken Yusuf Kaplan ve Dücane gibi üstadların sözlerine kulaklarımı tıkamak istiyorum mümkün olmadığını bile bile.. Hakikatin çarpıcılığı ve avamın sloganik heyecanları arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum her seferinde..



Bir yanda Hakan Albayrak'ın "Allahuekber! Firavun devrildi" nidaları, bir yanda Yusuf hocanın "Devrim değil evrim" bildirileri...
Evet yanıbaşımızda bir tarih yazılıyor ama biz bu tarihin neresindeyiz yada neresinde durmalıyıza dair hiçbir fikrimiz yok..Çözümlemenin bu kadar zor ve meselelerin birbirine bu denli girift olduğu bir çağda yaşamak eğer "iman" gibi bir iddiaya sahip değilse insanı karamsarlıktan,umutsuzluktan başka birşeye sürüklemez..



ve bütün bu olanlar üzerine anladım ki; tarih yazıldığı gibi okunmuyor...yazılırken okunmuyor..



Kalbim Mısır'ın Tunus'un ve diğer diktatörlük rejimi altında inleyen coğrafyaların kıyamlarını izlemek istiyor ve gördüğü her başkaldırıya bu devrimdir demek istiyor.. ama birileri hakikate dair birşeyler söylediğinde herkes gibi benimde canım sıkılıyor..
Biliyorum onlar üzerlerine düşeni söylemek zorunda "rahatsız etmek"onların görevi ve bu sebeple iyiki varlar.. fakat bende elimden gelenin en iyisi olan duayı etmek zorundayım..

İsteğim büyük biliyorum fakat istediğim Rab daha büyük...



"İnsanı düşünceleri değil duyguları ele verir" diyorya Dücane
Olursam bir gün duygularımın kurbanı olacağımdır bende ..

:)
NüHa

*Hilmi Yavuz

4 Şubat 2011 Cuma

Tahrir'e giden yol..

"Konfiçyüs Thai Dağı'nın eteklerinde gezinirken ağlayan bir kadın görür.Öğrencilerinden Tze-Lu,kadının yanına giderek neden ağladığını sorar.
Kadın;"Çok acı çekiyorum.Bu çevrede bir kaplan var,önce kaynatamı parçalayıp yedi.Sonra kocamı,şimdi de oğlumu öldürdü" der.

Konfiçyüs söze karışır ve "Öyleyse niçin başka bir yere gitmiyorsun?"diye sorar.
Kadın şu ilginç yanıtı verir;"Çünkü burada insanlara baskı yapan bir Devlet yok!"
O zaman bilge Konfiçyüs öğrencilerine şunları söyler;
"Kadıncağız haklı çocuklarım.Baskı yapan devletler kaplandan daha korkunçtur,bunu hiç unutmayınız!!"

Bugün Mısır'ın soylu direnişçilerinin Tahrir Meydanında atacağı son ve en kuvvetli çığlığın günü..

Duamız odur ki yalnız Hüsnü Mübarek(!) değil onunla birlikte 30'u aşkın yıldır devam eden bu lanet rejimde yerle bir olsun..İstiyoruz ki kuklaları ellerinde tutanlar da kahrolsun.

Kim Dünyaya hakim olmak istemişte gözünü önce Mısır'a dikmemiş..Rabbim Mısır'ı bu ümmete bağışlasın...Müslüman kardeşler(ihvan-ı Müslimin)'in ve soylu mısır halkının direnişi kutlu olsun.

"Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim" *



NüHa

*Ece Ayhan